Cüneyt AKALIN
I. Dünya Savaşı çağdaş tarihin kırılma noktasıdır. 100. yılında bu büyük kırılmanın muhasebesini yapmaya çalışıyoruz.
Geniş açıdan ele alındığında, I. Dünya Savaşı, adı üzerinde, bir dünya savaşıdır. Eski Türkçe deyişle “Harbi Umumî” yani genel/küresel savaştır; yerkürenin büyük devletler arasında yeniden bölüşüldü-ğü bir emperyal paylaşım savaşıdır. On milyonlarca insanın dört yıl boyunca boğazlaştığı, yeni savaş teknolojilernin cephede/cephe gerisinde uygulandığı, savaşın ilk kez cephe gerisini/sivil halkı aman-sızca vurduğu, savaşın tam anlamıyla küreselleştiği, yeni bir siyasal-askerî gücün (ABD) sahneye çıktı-ğı, savaş alanına (Avrupa-Ortadoğu) bir başka kıtadan gelen gücün (ABD) müdahalesinin uluslararası dengeleri altüst ettiği, içinden Bolşevik Devrimi’nin çıktığı bu büyük altüst oluş, günümüz küresel dünyasının da ekonomik, kültürel, askerî (ittifaklar anlamında) teknolojik vb. temellerini attı.
Avrupa merkezli bakış açısı dünya savaşının esas cephesinin Batı Avrupa, başlıca çatışan tarafların Fransa-İngiltere-Rusya-Almanya olduğunu öne sürüle geldi. Oysa Türkye’den, daha genel bir ifadeyle Doğu’dan bakıldığında görünüm farklıdır. Osmanlı devletinin parçalanmasının I. Dünya Savaşı gündeminin başında yer aldığı açıkça görülür.
Birliğini 1871’de gerçekleştiren Almanya paylaşım için öne atılır, gözlerini Doğu’ya, Afrika’ya, Okyanuslara ama özellikle Osmanlı topraklarına diker. Var olan sömürgelerini koruma çabasındaki İti-laf güçleri devletleri ise Osmanlı topraklarını aralarında paylaşma konusunda anlaşmışlardı. I. Dünya Savaşı’nın odağında Osmanlı devletinin bulunduğu, o coğrafyada yer alan Irak petrollerinin, Orta-doğu’nun ve Boğazların başlıca çatışma alanları olduğunu öne süren savlar önemlidir.
Savaş sırasında ve sonrasında ortaya çıkan hukukî yapılanma (Milletler Cemiyeti v.b.) küresel dünyayı, uluslararası ilişkileri ve hukuku yeniden şekillendirdi. Barış ve hukuk da küreselleşti. Tarihçi Hobsbawn’un deyişi ile;
“Birinci Dünya Savaşı bütün büyük güçleri, İspanya, Hollanda, üç İskandinav ülkesi ve İsviçre dışında bütün Avrupa devletlerini kapsadı. Dahası, denizaşırı dünyadan askerî birlikler ilk kez kendi bölge-lerinin dışına savaşa gönderildi. Kanadalılar Fransa’da, Avusturalyalılar –Yeni Zelandalılar ulusal bilinçlerini Ege’deki bir yarımadaya, ulusal mit haline gelen Gelibolu’ya işlediler, ABD yirminci yüzyıl tarihini biçimlendirecek şekilde savaşmak üzere Avrupa’ya asker yolladı. Hintliler Avrupa’ya ve Ortadoğu’ya gönderildiler. Çinlilerden oluşan çalışma birlikleri Batı’ya geldiler. Afrikalılar Fransız ordusu ile birlikte savaştılar. Denizlerde verilen savaş bir kez daha küresel hale geldi. İlk deniz savaşı Falkland Adaları’nda verildi.”
Diğer bir deyişle yeniden paylaşıma yol açan savaş, baştan itibaren küreseldi ama savaşı çıkaran-ların öngöremedikleri, hayal bile edemedikleri çapta ulusal sonuçlar doğurdu.
Burada savaşın en kanlı cephelerinden biri olan Çanakkale Savaşları için özel bir parantez açmamız gerekiyor. 100. yılının son günlerinde tartıştığımız Çanakkale Savaşları belki de o bütünün en küresel cephesiydi. Dahası, bu savaş hem çok yönlü uluslararası sonuçlar doğurdu hem de Türkiye tarihine yeni bir dinamik kazandırdı. Türkiye’nin Batı’da 100 yıldır haksız yere suçlandığı “Ermeni tehciri” de Çanakkale Savaşları ile ilintilidir.
İngiltere’de 15. yüzyılın sonunda Tudor hanedanı döneminde filiz veren ulus-devlet, Fransız devrimi ile zafere ulaştıktan sonra, 19. yüzyılda Doğu Avrupa’ya doğru hızla yayılarak evrensel karakter kazandı. Sırp ulusal hareketini izleyen Yunan bağımsızlık savaşının ardından ulusal düşünceler daha da doğuya, yani Asya’ya ve daha batıya yani Latin Amerika’ya yöneldi. Bu ulusal süreç bir süre sonra zıddını yarattı. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren küreselleşme tarih sahnesine çıktı. Afrika’nın, Asya’nın sömürgeleştirilmesi, İran-Türkiye, Çin gibi tarihsel önemdeki ülkelerin, Latin Amerika’nın yarı-sömürgeleştirilmeleri hızlandı. Gerginlik arttı. Küreselleşmeye tepki olarak ulusal bilinç yeşermeye başladı.
Küresel savaşın işaretleri 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıktı. Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olmuştu. Küresel savaşın başını çekenler yani İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, İtalya v.b.
Avrupa’dan önce Asya’nın doğusunda ve ortasında, Nil boylarında, Afrika limanlarında, Ortadoğu’da birbrleri ile temasa geldiler. Yaşanan yerel çatışmalar birçok yerde zar zor önlendi. Taraflar hazırlık-larını hızlandırdılar. Bu unsurları kısaca hatırlayalım:
Siyasal bloklaşma
I. Dünya Savaşı iki bloku karşı karşıya getirdi. İngiltere’nin başını çektiği İtilaf güçleri ile Almanya’nın başını çektiği İttifak Güçleri.
İngiltere’nin İtilaf Güçlerinin çekirdeğini adım adım inşa ettiğini bütün tarih kitapları yazıyor.
- 1894 Fransız Rus İttifakı,
- 1904 İngiliz-Fransız Anlaşması (iki tarafın sömürge ülkelerini paylaşmaları, Mısır’ın İngiltere’de, Fas’ın Fransa’da kalması)
- 1907 İngiliz-Rus Anlaşması (Asyadaki sömürge alanlarının paylaşımı)
Almanya, bu kümeleşmeye karşı 20. yüzyılın başında Avusturya-Macaristan’ı, bir ölçüde İtalya’yı yanına alarak, Osmanlı üzerinde nüfusunu artırarak durumu dengelemeye çalıştı. Bu bloklaşmanın esas dinamiğinin sömürgelerin paylaşımı olduğunu, hem Lenin hem de Lenin’in esinlendiği J. A. Hobbson’un daha o yıllarda açıkça tespit ettiği görülür. Dahası, Lenin paylaşımın kaçınılmaz olarak savaşa yol açacağına dikkat çekmişti. Buna bağlı olarak ülkeler bir yandan kamplaşırken, bir yandan da kılıçlarını bilemek için bilimin ve teknolojinin ulaştığı seviyeden yararlandılar.
Savaşın küreselleşmesinin savaş teknolojisi boyutu
Topyekûn savaş kavramı: I. Dünya Savaşı, önceki savaşlardan farklı özellikler gösterr. 20. yüzyıldan önceki savaşlar belirli cephelerde yapılır, savaşan ülkelerin halkları savaşın dolaysız etkilerine maruz kalmazlar, daha çok yiyecek ve ihtiyaç maddeler sıkıntısı kendisini hissettirirdi. I. Dünya Savaşı bu durumu kökten değiştirdi,‘Topyekûn Savaş’ ı getirdi. Taraflar cephe gerisi saldırıları, sabotajlar vb. savaş taktikleriyle, savaşan ülkelerin toplumsal yaşamlarını düzenli sürdürmelerini imkânsız hale getirdiler. Yeni silahlar, savaş taktikleri ortaya çıktı.
Silah teknolojisinde ilerlemeler:
Karada Yepyeni silahlar kullanıldı. Almanya Yipres Savaşı’nda tarihtek ilk kimyasal saldırıyı gerçekleştirdi. Siper savaşlarında kullanılan silahlar büyük gelişmeler gösterdi. Mitralyözler ve yarı otomatik tüfekler kullanıldı. Piyade tüfeklerin atış hızı arttırıldı. Siper aralarında süngü çarpışmaları görülüyordu.
Gemilere karşı kullanılan sabit ve hareketli toplar güçlendirildi. 15 km. uzağa ateş edebilen sabit toplar kullanıldı. İngilizler Batı cephesinde ilk kez tanklar ve zırhlı araçları kullandılar. Tanklara karşı tanksavarlar geliştirildi. Haberleşme de geliştirildi. Güçlü sistemler geliştirilip, karşı taraftan istihbarat alma ve karşı tarafın fark edemeyeceği şekilde haberleşme sistemleri kuruldu.
Denizde menzili 15 km.’yi aşan savaş gemileri ve denizaltılar kullanıldı. İlk denizaltı olarak bilinen Alman U-Botları, ABD’nin İngiltere’ye insanî ve askerî yardım ulaştırmasını engelleyerek itilaf Devlet-lerine ciddi kayıplar verdirdi. Denizaltıların kullanımı, sonarın geliştirilmesini hızlandırdı.
Havada ise uçaklardan yararlanma arttı. I. Dünya Savaşı’nda hava gücü daha çok istihbarat topla-ma, düşmanın istihbarat almasını engelleme işlerinde kullanıldı. Almanlar ise, yine tarihte ilk kez zep-linleri İngiltere’yi bombalama amaçlı kullandılar. Bunların yanında, düşmanın yük trenlerini bomba-lama, donanmaları bombalama gibi amaçlarda da kullanıldı. Bir yandan da uçaklara karşı olarak uçaksavar silahlar geliştirilmişti.
İletişim teknolojisi
Geliştirilen iletişim teknolojisine ve topyekûn savaş konseptine bağlı olarak savaşta yeni propa-ganda yöntemleri kullanıldı. Cephe gerisini etkileyerek düşmanı zor durumda bırakmak amaçlandı. Sınırlı bir kara gücüne sahip olan İngiltere donanma, diplomasi ve propaganda gibi modern teknikleri kullanarak savaşta üstünlük kurmaya çalıştı. Propaganda bu tekniklerin en yenisiydi. Ordusu ile övü-nen Almanya, diplomatik ilişkilerinde, propaganda yöntemlerinde yetersiz kaldı. Savaş içinde, saptırıcı propagandasının etkinliği ve derinliği bakımından İngiltere öne geçti. İngiltere’nin savaşın başında kurduğu, Wellington House olarak bilinen Savaş Propaganda Bürosu dönemin en ünlü yazarlarından yararlanarak geniş kapsamlı bir kara propaganda faaliyeti yürüttü. 500 görevli ve 10.000 yardımcıdan oluşan İngiliz Propaganda Heyeti adeta küçük bir orduydu.
Savaş boyunca 1.160 kitapçık 17 dilde 2,5 milyon adet kitap broşür, 1916’da 7 milyon broşür bastırıldı, ressamlar Fransa’ya yollanarak ortak amaç için çalıştırıldı. Çoğu kez parlamento denetiminden kaçmak için gizlilik koşullarında çalışan büronun faaliyetlerinden, kamuoyu ancak 1935’ te haberdar oldu.
İngiliz propagandasının öncelikli siyasal hedefi Amerikan kamuoyunu ve ABD’yi kazanmaktı. Alman ordularının saçtıkları korku teması sıkça işlendi. Anlatılan öykülerinin bazıları, Louvain Üniversitesi’nin ve Kütüphanesinin tahribi gibi, kısmen gerçeği yansıtıyordu ama büyük çoğunluğu tümüyle uydur-maydı. Almanların cesetleri gömme fabrikası imal ettiği söyleniyordu. İngiliz Propaganda Bürosu’nun yaydığı habere göre Alman askerleri papazları çanların içine asarak öldürmüşler, sokaklarda gördük-leri küçük çocukları süngülemişlerdi. İngilizlerin kazandığı muharebeler abartılıyor, kaybettikleri kısaca geçiştiriliyordu. İngiliz-Fransızların rüşvet gücü daha fazla olduğu için, tarafsızların çoğu onların safına kaydı.
Wellington House, bu arada ünlü tarihçi Arnold Toynbee Ermeni sorununda Türkiye’ye karşı bir propaganda kampanyası yürüttüler. Israrlı İngiliz propagandasının sonucunda kamuoyu etkilenen ABD müttefikler safında savaşa girdi. Amerikalılar da savaş istemeyen kamuoyunu savaşa ikna etmek için Nisan 1917’da Creel Komisyonu olarak bilinen Kamuyu Bilgilendirme Komitesi (The Committeeon Public Information, CPI ya da Creel Committee olarak da bilinir)ni kurdular. Creel Komitesi amacına ulaşmak için her türlü araçtan yararlandı. Bu unsurlar modern savaşların yeni unsurlarıydı.
Savaş ekonomisnin küreselleşmesi
Başlarda savaşın daha kısa süreceği tahmin edildiği için, savaşın ekonomisi ona göre planlanmıştı. İngiliz-Fransız kampındaki ülkeler o merkezlerden, Almanya kampındakiler Almanya’dan destek almayı hesaplıyorlardı. Ancak savaşın uzun sürmesi, hesapları altüst etti. Savaşan ülkelerin tüm kaynakları savaşa yöneldi, büyük meblağlar harcandı. Yaklaşık bir buçuk yıl boyunca İngilizler ve Fransızlar hem kendi halklarından ödünç para alarak hem de Amerika’ya tahvil satarak imkânları kıt müttefiklerini finanse ettiler. Sonunda Fransa tükendi, başkalarına yardım edemez hale geldi. İngiltere sırtındaki yükü bir buçuk yıl daha taşıdıktan sonra ABD’ye ödemesi gereken 50.000.000 poundu ödeyemeyince 1917 Martında pes etti. İngiltere’nin, Fransa’nın ve müttefiklerinin şansı yaver gitti; ABD o kritik günlerde, Avrupalı büyüklerin mali kaynaklarını tükettiği sırada savaşa girdi. O günlerden sonra savaşın bittiği ana kadar ABD bütün müttefikleri için savaş fonları sağladı. ABD kendi halkından “Özgürlük ve Zafer” için topladığı muazzam miktarlardaki paraları oraya buraya saçtı ve müttefiklerine borç verdi. Sonuçta, savaş sona erdiğinde ABD dünyaya borç para veren, bütün ülkelerin kendisine borçlu olduğu ülke durumundaydı. Savaş başladığında Amerikan hükümetinin Avrupa’ya 5 milyon dolar borcu vardı, savaş bittiğinde Avrupa Amerika’ya beş milyar dolar borç-lanmıştı. Diğer bir deyişle, savaşın galiplerinin gırtlaklarına kadar borçlandıkları ABD’nin, alacaklarını tahsil için İtilaf güçlerine arka çıkmaktan başka çaresi kalmamıştı.
ABD kaynaklarına göre İtilaf devletlerinin toplam savaş harcamaları 41 milyar pounda ulaşıyor, buna karşılık Alman kampının harcamaları 15 milyar poundu aşıyordu.
Savaşın sonundaki en önemli değişikliklerden biri kapitalist kampın liderliğinin el değiştirerek İngiltere’den ABD’ye geçmesiydi.
Mazlumların yoksulluğu, koşulların ağırlığı
Büyük devletler dünyanın dört bir yanında karada, havada, denizde, su üstünde/altında birbirlerine girerken bu savaşın taraflarından biri olan Osmanlı ordusunun içinde yaşadığı koşulların yürekler acısı haline kısaca değinmek anlamlı olacaktır. Verilebilecek pek çok örnekten biri, Osmanlı asker sevkiyatının halidir. Osmanlı güçleri Ortadoğu’da savaşmalarına rağmen, tren hatları tamamlanamadığı için güzergâhın büyükçe bölümünü yaya geçiyorlardı. İstanbul-Bağdat arası ulaşım en iyimser hesaplarla 22 gün sürüyordu. Halep-Adana tren hattı Mütareke’den yani 30 Ekim 1918’den ancak 20 gün önce tamamlanabilmişti. Doğu Anadolu’da (Rus engellemeleri nedeniyle) tren hattı döşenememişti. Yeni gemilerin denize indirilmesinden sonra, Karadeniz’de hâkimiyet tümüyle Rus-ların denetimine geçmişti.
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mi mahşer.
Yedi iklîmi cihanın duruyor karşısında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sade bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
915 Şubat’ı ile Aralık sonu arasında önce deniz savaşı ardından Gelibolu çıkartması ve savunması şeklinde yaşanan Çanakkale Savaşı küresel savaşın en küresel/ulusal cephesidir. İngilizler ve Fransızlar Rusya’nın yardımına koşmak adına, dünyanın dört bir yanından topladıkları askerleri ateşe sürdüler. Filistin’de İngilizlere göz kırpan kimi Yahudiler, Batı’dan destek arayan kim Ermeni güçleri de bu koalisyonda yer aldı.
Çanakkale’nin bir başka özelliği savaşın bir-iki kilit cephesinden biridir. Bulgarların 6 Eylül 1915’de İttifak saflarında savaşa katılmaları Türklerin Çanakkale’de sergiledikleri direncin sonucunda gerçek-leşt. Orta Avrupa’dan ilk tren 17 Ocak 1916’da Sirkeci Garı’na ulaşabildi. Türklerin Galiçya’ya asker yollamaları da İtilaf Güçleri’nin Gelibolu’dan çekilmeleriin ardından gerçekleşti. Dahası, kimi yazar-lara göre Çanakkale Savaşı, millî mücadelesinin başlangıcıdır. Şimdilik bu kadarla yetinip İtilaf Güçle-rinin yapısına bir göz atalım.
İtilaf Devletleri orduları değişik etnik ve dinsel gruplardan gelen askerlerden oluşuyordu. Bu ordularda İngiliz, İskoç, İrlandalı, Fransız, Hintli, Kuzey Afrikalı (Cezayirliler, Senegalliler), Avusturalyalı ve Yeni Zelandalı askerlerle Rum gönüllüler bulunmaktaydı. ANZAK askerleri İngiliz Ordusuna gönüllü yazılmış görünüyorlardı ama İngiltere ile dominyonları arasındaki antlaşmaya göre bu askerlere ayda dokuz pound maaş ödeniyordu.
İngiliz Ordusu: 20. yüzyılın başında İngiliz ordusu, gönüllü ve düzenli askerlerden oluşan küçük bir güçtü. Boer Savaşı’ndan sonra İngiliz Savaş Bakanı Richard Haldane, yabancı bir ülkede savaş ihtima-line karşı Britanya Seferi Kuvvetleri’ni (BEF) oluşturdu. Ağustos 1914’te, 250.000 askerden oluşan İngiliz ordusunun 120.000’i, Britanya Seferi Kuvvetlerine aitti. Britanya, Avustralya, Yeni Zelanda ve Kanada gibi sömürgelerinin dışında dünyanın hemen her köşesindeki sömürgelerinde de asker bulunduruyordu. Savaş ilanı sırasında Savaş Bakanlığına Lord Kitchener atanmış; o da hızla askere alma işlemlerini başlatmıştı. İlk günlerde, günde ortalama 33.000 kişi askere yazılmak için başvuru-yordu. 1916 yılının başında, Britanya ordusuna toplam 2,6 milyon kişi başvurdu. Savaş boyunca bu ordunun 1,6 milyon askeri yaralandı, 665.000’i öldü, 150.000 kadarı da kayıp ya da ölü olarak kayıtlara geçti. İngiliz ordusunda savaşan sayıca en önemli yabancı unsurlar, Yeni Zelandalılar ve Avustralyalılardı. Savaş deneyiminden yoksun bu kişilere Çanakkale Savaşı’ndan önce bir ay gibi kısa süreli askerî eğitim verilmişti. Aslında Avusturalyalılar ve Zelandalılar emperyalist girişimlere karşı çıkmışlar, küçük devletlerin büyük devletler tarafından sömürülmesini “kınamış”, bağımsızlık akımlarını desteklemişlerdi. Dominyonlar yasasına göre, İngiltere’nin bir savaşa girmesi durumunda, Avustralya ve Yeni Zelanda meclisleri isterlerse tarafsız kalabilirlerdi. Ancak havaya sokulan bu halklar, I. Dünya Savaşı’na giren İngiltere’yi ateşli bir şekilde destekleyerek akın akın askere yazılmaya koştular. Bu gönüllü birlikleri İngiliz ordusu içerisinde Gelibolu’ya, tanımadıkları, tarihte hiç karşılaş-madıkları bir güçle savaşmaya geldiler.
Avustralya, 20. yüzyılın başında Britanya İmparatorluğu’nun kontrolündeki ülke, bir İngiliz Genel Valisince yönetiliyordu. Avustralya ordusu 1901’de kuruldu. Başta küçük bir güçtü, kısa zamanda gönüllülerden oluşan düzenli bir ordu hâlini aldı. 1914’te mevcudu 45.000’e ulaşmış olan bu ordu, silahlı eğitim altına alınmış yetişkin erkeklerden oluşuyordu. I. Dünya Savaşı’nın başladığı günlerde Avustralya hükümeti, Britanya’ya 20.000 kişilik bir askerî güç vermeyi üstlendi.
Yeni Zelanda’da ise her erkek, 12 yaşından itibaren askerî eğitim alıyordu. 1911’de ülke, 25.000 kişilik bir ordu gücüne ulaştı. Yeni Zelanda Seferi Kuvvetleri (NZEF) adıyla Ağustos 1914’te Avustralya Kraliyet Güçleri’ne (AIF) katıldı. İlk AIF ve NZEF birliklerini taşıyan gemi, Avustralya’yı 7 Kasım 1914’te terk etti. Bu birlikler, İngiliz silâhlarıyla eğitim yapmaları için Mısır’a indirildiler. Bir kısmı Süveyş Kanalı’nın korumasına ayrılan bu kolordunun geri kalanı General William Birdwood komutasında Gelibolu harekâtına gönderildi.
Hint alt-kıtası: (İngiliz Hint sömürge ordusu) İngiliz ordusunda yer alan Hintliler, Sih, Pathan, Jat, Gurkha, Beluci, Madrassi, Rawalpindi, Nepal gibi değişik etnik kökenden gelen, farklı inançlara mensup insanlardan oluşuyordu. Himalayaların çetin doğa koşul-larında yaşayan Nepalli Gurkhalar Hint ordusu içinde savaşçı kimlikleri ile “seçme asker” adını almıştı. Hint Ordusu, 20. yüzyılın başında Hindistan’da görev yapan, Dünya Savaşı’nda savaş bakanı olarak kabinede yer alan Lord Kitchener tarafından, 155.000 kişilik bir iç güvenlik gücü olarak oluş-turulmuştu. Piyade ve süvarinin dörtte biri, topçunun da tamamı İngilizlerden oluşuyordu. Savaşın başında Avrupa’daki batı cephesine ilk olarak 70.000 kişi gönderildi. Hintli askerler, Gelibolu’nun yanı sıra Mezopotamya, Filistin, Mısır ve Doğu Afrika’da da savaştılar.
Kanada Güçleri: 1914’te Kanada, özellikle liman bölgelerini korumak amacıyla 3000 kişilik bir düzenli ordu bulunduruyordu. Bu ordu, gönüllü milis güçlerinden oluşuyordu. Savaş çıkma olasılığına karşı Kanada hükümeti, 1914 yazında Kanada Seferi Kuvvetleri’ne asker toplama kararı aldı. Ekim 1914’te 30.000 Kanada askeri İngiltere’ye eğitime gitti. General Anderson komutasındaki Kanada Tümeni Şubat 1915’te Batı cephesine ayak basar basmaz Ypres savaşına girdi; bir bölümü İngilizlerle birlikte Gelibolu’ya da geldi.
<
Fransız Ordusu: Fransızlar, Çanakkale’de İngiltere’den sonraki ikinci büyük güçtü. 1885’den itibaren oluşturulan Üçüncü Tüfekli Askerler Alayı Çin Hindi’nden gelenlerden oluşuyordu. 1905’te Sömürge Ordusunun mevcudu 1750 subay, 21.500 Avrupalı asker ve 47.000 yerli askerdi. Dünya Savaşı’nın arifesinde Fransız Ordusu’nun dörtte biri “Siyah Güç”ten yani Afrika’dan devşirilen güçlerden oluşuyordu. 1914 ile 1918 arasında 275.000 yerli asker Sömürge Ordusu’nda görev yaptı. Bunların 181.000’i Senegalli, 41.350’si Malgaş (Madagaskarlı), 2500’ü Somalili, 49.000’i Çin Hindili askerdi; 1000 kadarı da Polinezya’dan geliyordu. Savaşın sonunda yerli askerlerin kaybı 28.700’ü aşmıştı. 1914 Ocak ayında yani savaştan önce Fransız ordusu 777.000 Fransız, 46.000 koloni aske-rinden oluşan 47 tümenlik bir güçtü. Bu gücün büyük bölümü Fransa’nın doğu sınırına konuşlan-dırılmıştı. Fransa’nın seferberlik ilânı ile yaklaşık 3 milyon kişi askere alınmıştı. Başlarda Batı cephe-sindeki ağır kayıplar seferberlik yaş sınırını 45’e dek yükseltmişti.
Çanakkale Savaşında savaşan taraflar çok ağır zayiat verdiler. Çanakkale Cephesi’ne gelen her 10 askerden 6’sı ya ölmüş, ya yaralanmış ya da hastalanarak savaş dışı kalmıştı. Bu rakam müttefikler için her 10 askerden 5’i olarak hesaplanmıştır.
Çanakkale’de Türk tarafının kayıpları: Türk tarafının kayıpları hakkında sağlam kayıtlar yoktur ama iki kaynak birbirini tutuyor.
| Durum | Ş. S. Aydemir Türkiye | Harb Tarihi Dairesi |
|---|---|---|
| Şehit | 55.000 | 25.000 |
| Yaralı | 100.000 | 130.000 |
| Hastalıktan ölen | 21.000 | 21.000 |
| Kayıp-esir | 10.000 | 10.000 |
| Hastalık. Geriye | 64.000 | 64.000 |
| Toplam | 250.000 | 250.000 |
Türk kayıpları sayılarını Avustralya kaynakları da yaklaşık doğruluyor.
İngiliz-Fransız kayıpları:
Avusturalyalı tarihçi A. Moorehelad’e göre İtilaf güçlerinin kayıpları
| İngilizler | 205.000 ( Ölü 115.000, yaralı 47.000) |
|---|---|
| Fransızlar | 47.000 |
Gelibolu’da İtilaf güçleri 141.000 kayıp verdiler. 44.000 ölüden 8700’ü Avustralyalı, 2700’ü Yeni Zelandalı idi. Gelibolu yarımadasına ayak basan 8556 Yeni Zelandalı dan 7447 ya öldürüldü ya da yaralandı. Bu sayı çatışmaya girenlerin yaklaşık % 85’ini ifade ediyor.
Çanakkale’de bulunan ve uluslararası anlaşmalarca güvence altına alınan Britanya Milletler Topluluğu anıt ve mezarlıklarındaki ölü sayısı 35.884’tür. Fransızlarda, bu sayı 14.382 olarak biliniyor.
Savaşın sonu
Kanlı çatışmaların ardından savaş 1918 Kasım’ında sonuçlandı ama İngiltere-Fransa’nın barışa zorlamak için Almanya’ya uyguladığı blokaj 7 ay daha sürdü. Sivil halk içinde artan ölümler nefret duygularını daha da artırdı. Çatışan uluslar şiddetle iç içe yaşamış, özlenen barışın kolay gerçekleş-meyeceği baştan belli olmuştu.
Alman kaynaklara göre savaşan tarafların kayıpları şöyledir:
| Ülke | Kayıp |
|---|---|
| Almanya askeri kaybı (ölü) | 2.037.000 |
| Avusturya | 804.000 |
| Türkiye | 800.000 |
| Rusya | 1.811.000 |
| Fransa | 1.327.000 |
| İngiltere | 715.000 |
18 bin farklı kaynaktan rakamları derleyen istatistikî verilere göre Almanya’nın sivil kayıpları (ölü): yaklaşık 1 milyon olarak hesaplanıyor. (Açlık, hastalık, bombardıman vb.)
Hint lideri Nehru’ya göre I. Dünya Savaşının kayıplarının toplam dökümü şöyledir:
| Öldüğü bilinen askerler | 10.000.000 |
| Öldüğü varsayılan askerler | 3.000.000 |
| Ölen siviller | 13.000.000 |
| Yaralananlar | 20.000.000 |
| Tutuklananlar | 3.000.000 |
| Savaş yetimleri | 9.000.000 |
| Savaş dulları | 5.000.000 |
| Sığınmacılar | 10.000.000 |
I. Dünya Savaşı’ndan arta kalan, 100 yıldır Türkiye karşıtı propagandaya malzeme yapılan bir konu da “Ermeni Tehciri”dir. Ermeniler Anadolu’da 1000 yıldır Türklerle iç içe yaşayan Gregoryen İnan-cına bağlı Hıristiyan azınlıktır. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar hiçbir sorun yaşamadılar, o kadar ki devlete bağlılıklarından dolayı “millet-i sadıka” adını almışlardı. (öteki mllet-i sadıka Arnavutlardı).
İngiliz-Fransız-Rus v.s. Alman rekabeti çerçevesinde büyük devletler Ermeni sorununu sürekli kaşıyarak ilişkileri gerdiler. Osmanlı ordusuna karşı harekete geçirilen Ermeni silahlı birlikleri Osmanlı ülkesinin Doğu ile Batı Cephesi arasındaki bağlantıları, demiryollarını, haberleşme hatların kestiler, sabotajlar yaptılar. Dahası şehirlerde ayaklanmalar örgütlediler, Müslüman halka saldırılar düzenle-diler.
Ermeni örgütleri Ermeni ve Rus belgelerinin de kanıtladığı üzere İtilaf Devletlerinin savaş planları içinde hareket ediyorlardı. Bu örgütler İngiliz ve Fransızların Çanakkale kara harekâtının hemen öncesinde 15 Nisan 1915 günü Van ayaklanmasını başlattılar. Tehcir kararı bu koşullarda alındı. Doğudaki Ermeni nüfus yine Osmanlı topraklarının bir başka bölümüne Suriye ve Lübnan’a göç ettirildi. Kuşkusuz büyük acılar yaşandı ama bu bir önlemdi. Vatan savunmasının gereğiydi. Ermenilere karşı uygulamalar o günden beri Türkiye’ye karşı bir savaş malzemesi olarak kullanıldı. Bu girişimler sürüyor.
Küresel savaşı sonlandıran barış, kaçınılmaz olarak küresel olacaktı; Yerküre savaşta ikiye bölünmüştü, barışta da öyle oldu. İtilaf devletleri önce Almanya ile Versay Barışı’nı ardından öteki yenik ülkelerden Macaristan ile Trianon, Avusturya ile Saint-Germain, Bulgaristan ile Neuilly Anlaşmalarını imzaladılar. Osmanlı imparatorluğu ile imzalanan Sevr Anlaşması ise Türkiye’deki millî mücadele nedeniyle uygulanamadı.
Barış Anlaşması ve On Dört Nokta:
Küresel barış küresel savaşın öteki yüzü idi. Savaş, esas olarak Avrupa’da ve Orta-Doğu’da yaşan-mıştı ama küresel barışın taslağı da, ilkeleri de, çerçevesi de ABD’den geldi.
Wilson İlkeleri, On Dört Nokta olarak da bilinen, ABD Başkanı Wilson’un 8 Ocak 1918’de ABD Kongresi’nde yaptığı konuşmada söz ettiği, ABD’nin I. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmasını istediği dünya düzenine ilişkin görüşlerini ifade eder. On Dört Nokta, Avrupa’da toprak düzenlemelerinin yanı sıra,
Alman hükümeti 1918 Ekim’inde ABD Başkanı W. Wilson’un adil bir barış için önermiş olduğu on dört maddeyi kabul ettiğini bildirdi, Başkan’dan bu çerçevede bir antlaşmaya gidilmek üzere girişim-lerde bulunmasını talep etti.
Paris Barış Konferansı’nda bir araya gelen galip devletler grubu içinde “Üç Büyükler” olarak bilinen İngiltere Başbakanı D. Lloyd George, Fransa Başbakanı G. Clamenceau ve İtalya Başbakanı Orlando etkin oldular, Versay Antlaşması’nın maddeleri taslak haline getirildi. Alman Meclisi antlaşma şartlarını 9 Temmuz 1919’da ülke üzerinde henüz abluka kalkmadığı ve başka yapılacak bir şey olma-dığı için onayladı.
Genel hatlarıyla, 10 Ocak 1920’de yürürlüğe giren Versay Antlaşması, Avrupa’daki sınırları yeniden düzenliyor, Bismark’ın kurduğu Almanya’yı tasfiye ediyordu. Almanya’nın, Çin’deki hakları ve Büyük Okyanus’taki adaları Japonya’ya devredildi. Almanya, Avusturya ile birleşmemeyi, ayrıca Avusturya, Çekoslovakya ve Polonya’nın bağımsızlığını tanımayı taahhüt etti. Tarafsızlığı savaş içinde çiğnenen Belçika’nın hukukî bakımdan da tarafsızlığı kaldırıldı. Zorunlu askerliği kaldırmaya zorlanan Almanya en çok 100 bin kişilik bir ordu bulundurmak yetkisine sahip oluyordu. Almanya denizaltı ve uçak da üretemeyecek, tüm gemilerini de İtilaf Devletleri’ne teslim edecekti. Almanya, ödeme kabiliyetinin çok üstünde bir savaş tazminatıyla da yükümlü tutuldu. Almanya, ekonomik ve siyasî bakımdan ağır yükümlülükler altında idi.
Versay Barışı’na imza koyan devletler de barışın küresel karakterini gösteriyor. Barış galip devletler safındaki ülkelerce yani Fransa, Birleşik Krallık, İtalya Japonya, ABD, Belçika, Bolivya, Brezilya, Çin Cumhuriyeti, Küba, Çekoslovakya, Ekvador, Yunanistan, Guatemala, Haiti, Hicaz, Honduras, Liberya Nikaragua, Panama, Peru, Polonya, Portekiz, Romanya, Siyam, Uruguay, Yugoslavya ile Birleşik Krallık’a bağlı ülkeler yani Avusturalya, Kanada, Güney Afrika, Hindistan, Yeni Zelanda ile Almanya arasında Haziran1919’da imzalanarak, Ocak 1920’de yürürlüğe girdi.
Versay Anlaşması Almanya’ya cezalandırma, Avusturya-Macaristan’ı dağıtma düzenlemesiydi. Özellikle Fransa’nın önayak olması ile gerçekleşen barış anlaşması Almanya’yı büyük sıkıntılar içine iterek, yeni bir büyük savaşının tohumlarını saçtı. II. Dünya Savaşı, I. Dünya Savaşı’nın devamıdır.
Küresel savaşın en önemli, umulmadık sonuçları, doğurduğu dev ulusal sonuçlar oldu. Dünya, başka bir çehreye büründü.
Savaş sonrası ortaya çıkan üç yeni tarihsel-siyasal olay, Sovyetler Birliğ’nin doğuşu, Amerika’nın kapitalist dünyaya ekonomik olarak hâkim olması ve Avrupa’daki iç çatışmalardır. Bu dönemin bir başka büyük olayı Doğu’nun uyanışı ve mazlum milletlerin özgürlüklerine kavuşma yolundaki atı-lımlarıdır. Asya’nın bütün ülkelerinde ve Kuzey Afrika’da milliyetçilik güçlendi, özgürlük isteği mücadeleci karakter kazandı, emperyalizme karşı güçlü hareketler ortaya çıktı, kimi yerlerde isyanlar patlak verdi. Bu ülkelerin çoğu dolaysız yardımlarının yanı sıra, mücadelenin kritik aşamasında Sovyet-lerden maddî-manevî destek aldılar.
Sovyet devrimi ile birlikte Türk Kurtuluş Savaşı 20. yüzyıl tarihinin akışını değiştirdi, emperyalizme karşı devrimler çağını başlattı.
Sovyet Devrimi: Sovyet Devrimi savaşın kaderini değiştirdi; daha da önemlisi modern tarihin akışını şekillendirdi. Tarih o günden itibaren Sovyet devrimi öncesi ve sonrası olmak üzere iki büyük kategoriye ayrıldı. Bu geniş konuya kısaca değinerek geçeceğim.
- Sovyet Devrimi yeni bir sistem getirmenin yanı sıra eski uluslararası düzeni alt üst etti.
- Sovyetler Batılıların gizi emperyal anlaşmalarını açıkladılar. Batılıların paylaşım planlarını reddettiler.
- Batılı güçlere karşı ulusal mücadeleleri desteklediler. Sovyet Devrimi olmasaydı, dünyanın mazlum milletlerinin kaderi farklı gelişebilirdi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğuşu
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu tek başına, münferit kalan bir olay değildir, küresel sonuçlar doğuran çarpıcı bir örnektir. Osmanlı Devleti’nin dağılışı ile sonuçlanan Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlayan Türk direniş hareketi, Büyük Güçlerin “Sevr” dayatmasını reddetti, işgalci güçlere karşı verilen ulusal savaşının ardından zafere ulaştı.
Diğer bir deyişle Versay Zinciri ilk kez Anadolu’da kırıldı. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu Büyük Güçler’in “Küresel Barış” planına büyük darbe indirdi. Mazlum milletlere ışık tuttu. Kimi yazarlar Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu I. Dünya Savaşı’nın kan ve barut dolu yıllarına kadar geri götürüyor. Perinçek’e göre “I. Dünya Savaşı’nda vatan savunmamızla başlayan millî devrim, 23 Nisan 1920’de Anadolu’da iktidarı ele geçirerek, tarihsel atağını yaptı.”Kemalist devrimin dünya çapındaki yansımalarına ısrarla dikkat çeken Bloksuzların lideri Nehru da benzer görüşleri paylaşıyor: “Tükenmiş, çökmüş görünen bir ulusun yeniden doğuşuna en çarpıcı örnek, Türkiye’dir. Bunun onuru, büyük ölçüde, her şey kendisine karşı görünür iken boyun eğmeyi reddeden kahraman lideri Mustafa Kemal Paşa’dadır. Kemal Paşa sadece ülkesini özgürleştirmekle kalmadı, modernleştirdi, tanınamaz ölçüde değiştirdi. Saltanata ve Hilafete, kadının dışlanmasına ve eski adetlere son verdi. Sovyetlerin moral ve somut destekleri ona çok yardımcı oldu.”
Çin
Çin ulusu 1911’de Dr. Sun Yat Sen önderliğinde 3000 yıllık Feodal imparatorluğu tasfiye ederek Cumhuriyeti kurup modern tarihini başlattı. I. Dünya Savaşı’nda önceleri savaş dışı kalan Çin, ABD’nin ardından Ağustos 1917’de İtilaf güçlerinin safında savaşa girdi. İngiliz ve Fransızlarla anlaşmalar imzalayan Çin hükümeti, geri hizmetlerde çalıştırılmak üzere binlerce Çinliyi bu ülkelere yolladı. Savaş sonrasında yurtseverlik özlemi temelinde yükselen 4 Mayıs Gençlik Hareketi Versay Görüşmeleri’nde Shandong eyaletinde Almanlara ait ayrıcalıkların Japonlara devredilmesine tepki gösterdi. Büyük kentlerde öğrencilerce başlatılan grevler ve Japon mallarına karşı boykotlar aylarca sürdü. Şangay ve öteki kentlerde tüccarlar ve işçiler öğrencileri desteklemek amacıyla grevlere gittiler. Kamuoyunda yükselen hoşnutsuzluk dalgası karşısında Çin yönetimi geriledi, Almanya ile barış anlaşmasını imzalamayı reddetti.iYabancıların denetimindeki Pekin hükümetine karşı Dr. Sun Yat Sen Çin’in güneyinde milliyetçi bir hareket başlattı. Kuomintang Partisi’nin (milliyetçi parti) önayak olduğu bu hareketin amacı Çin’i yabancı sömürüsünden kurtarmak, ülkeyi tek bir yönetim altında bileştirmekti. Sun Yat Sen’in milliyetçi partisi Sovyetler Birliği’nden de yardım görerek güçlendi. 1921 Temmuzunda kurulan Çin Komünist Partisi Kuomintang ile işbirliğine gitti. Dr. Sun Yat Sen’in Sovyetler Birliği ile dostluğu da içeren “Üç Halk İlkesi” milli mücadeleyi zafere ulaştıran millliyetçi-komünist ittifakına zemin yarattı.
Batı Asya
Savaştan sonra Ortadoğu İngiliz ve Fransız güçleri arasında paylaşıldı,Küçük Filistin, Ürdün ve Irak İngiliz, Suriye-Lübnan Fransız mandası altına kondu.
Osmanlı devletinden kopartılan Irak’da farklı etnik-dinsel unsurlar İngiliz Manda yönetimine karşı ortak tavır aldılar. 1920’de patlak veren isyanı bastıran İngiltere manda yönetimini uzun süre sürdüremeyeceğini anladığından Haşimi ailesinden Faysal’ı kral yaptı. Irak 1932’de bağımsız krallık oldu.
Suriye’de Fransa’ya karşı patlak veren ayaklanma, kısmen başarıya ulaştı. Faysal’ın Suriye kralı olmasına karşı halk direndi. Suriye için bağımsızlık öneren King-Crane Komisyonu’nun raporuna rağmen Suriye General Goulard’ın askeri müdahalesi ile manda yönetimi altına girdi. Fransa Suriye’yi beş ayrı siyasal birime böldü. Fransa’da Halk Cephesi’nin iktidara gelmesi ile Suriye 1936’da bağımsızlığına kavuştu.
Afrika’nın kuzey-batısındaki Fas’ta da Abdülkerim’in önderliğinde büyük bir özgürlük mücadelesi patlak verdi. Bu önder İspanyolları söküp attı ama ardından Fransızlar tarafından ezildi.
Mısır da da İngilizlere karşı ayaklanmalar ve uzun süreli mücadeleler patlak verdi. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Saad Zaglul ve Nahas paşalar Waft Partisi’ni kurdular. Parti, tam bağımsızlık ve Sudan’la birlik kurulması hedefini güdüyordu. İngiltere, büyük mücadelelerden sonra, 1922’de Mısır’daki meşruti krallık rejimini tanıdı.
Dünya Savaşı’nda İngiltere ile Rusya arasında paylaşılan İran, Bolşevik Devrimi ile rahatladı. Ancak İngiltere’nin ülkeyi denetim altına alma çabalarını sürdürmesi üzerine 1921’de Tahran’da yeni bir milliyetçi hareket başladı. 1923 yılında iktidara hakim olan, 1925’de Şah olarak taç giyen Rıza Pehlevi Sovyet dostluğu çizgisinde lerledi, İran’ın güneyini İngilizlerden kurtarmaya yöneldi, meşruti şahlık rejimi ve çağdaşlaşma çabaları ile feodal kurumları geriletti.
Afganistan da bağımsızlığına savaş sonrasında kavuştu. 1919’da başa geçen Emanullah Han, Hindistan’dai İngiliz valiye bir mektup göndererek Afganstan’ın bağımsız bir devlet olduğunu ve İngiltere ile iyi ilişkiler kurmak istediğini iletti. İngiltere Afganistan bağımsızlığını kabul etmekte isteksiz davranınca, ilişkilerin gerginleşmesi 1919’da yeni bir İngiliz-Afgan çatışmasına yol açtı. Bu savaşta başarı elde edemeyen İngilizler, 8 Ağustos 1919’da yapılan anlaşma ile Afganistan’ın bağımsızlığını tanıdı. Afganlar ardından Sovyetler Birliği ve Türkiye ile anlaşmalar yaparak bağım-sızlıklarını korudular.
İrlanda Cumhuriyeti Kuruluyor
İrlanda halkı uzun mücadelelerin ardından savaşın hemen öncesinde 1914’de Home Rule Yasası’nı (yerinden yönetim) Avam Kamarasından geçirerek bağımsızlık yolunda adımlar attı. Ama dünya savaşı gelişmeyi kesintiye uğrattı. “Home Rule” uygulaması savaşın sonuna ertelendi. İrlanda’da huzursuzluk Dünya Savaşı sırasında arttı. Halk İngiltere için savaşmanın İrlanda’nın ulusal çıkar-larına ters düştüğünü somut olarak gördü. 1916 yılının Noel haftasında Dublin’de bir ayaklanma patladı, İrlanda Cumhuriyeti ilan edildi. Ayaklanma birkaç gün sonra İngiltere tarafından bastırıldı, sıkıyönetim ilan edilerek İrlandalı gençler kurşuna dizildi. Büyük savaşın sonunda yapılan Parla- mento seçimlerini kazanan“Sinn Feinciler” Londra’ya gitmeyerek 1919 yılında Dublin’de bir Cumhuriyet Meclisi kurup, Cumhuriyeti ilan ettiler.
Sonuç olarak, yüzyıllardır süren İrlanda bağımsızlık mücadelesi, I. Dünya Savaşı’nın sonunda meyvelerini toplamaya başladı.
Avusturalya ve Yeni Zelanda
İngilizlerin talebi üzerine Çanakkale’ye çok sayıda asker yollayan Avusturalya ve Yeni Zelanda’da, savaşın ardından büyük tartışmalar meydana geldi. İngiltere’den bağımsızlık tartışıldı. İngiliz Dominyolu bu iki ülkenin Londra’dan kopmaları zaman aldı ama ulusal bilinçte Çanakkale’nin büyük bir sıçrama yarattığı açıktır.
Bu ülkelerin yanı sıra, Çin Hindi’ndeki Fransız sömürgelerinde (Vietnam-Kamboçya-Laos) Kuzey Afrika’daki Fransız sömürgelerinde (Cezayir, Fas, Tunus) milliyetçilik yükselmeye devam etti. Siyah Afrika’da milliyetçilik tohumları toprağa düştü. Balkanlarda da benzer gelişmeler yaşandı. Bu antiemperyal tepkiler II. Dünya Savaşı sonrasında ürünlerini verecektir.