F. Rezzan ÜNALP
İstanbul, 1453’te Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildiğinde bir buçuk asırlık Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul’un fethinden çok zaman önce Tuna kıyılarına kadar yayılmıştı. Balkanlardaki beş buçuk asırlık hâkimiyet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde artık yerini geri çekilmeye bırakmış ve Türkler için Rumeli’den çekilme ağır bir bedel ödeyerek olmuş, Kasım 1912’de Selanik savaşılmadan Yunan ordularına terk edilmişti.
Mustafa Kemal’in Trablusgarp’a gitmeden önce Harp Okulu ve Harp Akademisinden sınıf arkadaşı olan Ali Fuat Cebesoy’a Selanik’te buluştukları sırada söylediği, “Selanik’i bir daha Türk olarak görecek miyim?” sözleri gerçek olmuş ve Mustafa Kemal doğduğu topraklara bir daha hiç dönememiştir. Türkler için Balkanlardan çekiliş, kan, ateş ve barutla dolu bir kaçış, dramatik bir tarihi süreçtir. Tren vagonlarına doluşarak kaçan insanların çoğu hayatta kalamamıştır. Rumeli’den kaçan insanlar düzenli bir ordunun takibinden kurtulamamışlar ve küçük Balkan orduları tarafından kıyıma uğramışlardır. Balkan Savaşı’nın acı bir tezahürü olarak yaşanılan kaçış, hiç şüphesiz vatan topraklarının ne kadar kıymetli ve savunulmasının ne kadar kutsal bir görev olduğu duygusunu güçlü kılmıştır. Bunu da en bariz olarak Çanakkale Savaşı’na, Türk İstiklâl Harbi’ne katılan, Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun yakın çevresindeki çoğunluğu Balkan kökenli olan komutanların dirayetinde izlemek ve Cumhuriyetin kurucu kadrolarında bulmak mümkündür.
Balkan Savaşı’nın Türkler açısından en önemli sonucu hiç şüphesiz Anadolu’daki demografik yapının değişmesi olmuştur. İstanbul, İzmir, Ege’nin birçok yeri Balkanlaşmıştır. İstiklâl Harbi sırasında umutsuzluğa kapıldıklarında bazı kurmay subayların ‘Batıyı unutalım, bu tarafta toparlanalım’ sözlerine herhalde Balkan çocuğu olması dolayısıyla Mustafa Kemal ve çevresindekiler, ‘İlk hedefiniz Akdeniz’dir’ demek ileriliğini göstermiştir.
Çanakkale Savaşı hem tarihçiler hem de sıradan insanlar için ilgi çekici bir konu olma özelliğini günümüzde de sürdürmektedir. Birinci Dünya Harbi muharebeleri içerisinde benzersiz bir yeri olan Çanakkale, çok kapsamlı bir stratejik planla modern çıkarma harekâtlarını birleştirmiştir. Mart 1915’te denizden Çanakkale Boğazı’nı geçemeyen İtilâf Devletleri karadan bir cephe açmaya karar verdiklerinde İngiliz General Sir Ian Hamilton’un komutasında Akdeniz Sefer Kuvvetini harekete geçirdiler. Çıkarma harekâtı için eğitimlerini tamamlayan birlikler, 1915 Nisan ayının ilk günlerinde (8 Nisan 1915) Çanakkale’ye doğru İskenderiye’den taşıt gemilerine bindirildiler.
Bu evrede Türk tarafında ise 5’inci Ordu teşkil edildi ve komutanlığına Alman General Liman von Sanders atandı. Yarımadayı savunacak ordunun karargâhı ise Gelibolu’da konuşlandı. 3’üncü ve 15’inci Kolordulardan oluşan orduya, Bağımsız Süvari Tugayı ve 5’inci Tümen doğrudan bağlıydı. Bigalı bölgesinde bulunan Kurmay Yarbay Mustafa Kemal’in emrindeki 19’uncu Piyade Tümeni ise ordu ihtiyatını teşkil ediyordu. 3’üncü Kolordunun Komutanı, 1912-1913 Balkan Savaşlarında Epir’deki büyük Osmanlı garnizonunu savunan Yanya Müdafaası kahramanı Korgeneral Esat’tı. Esat Paşa’nın kendisi gibi Balkan Savaşlarında görev yapmış çok güçlü ve tecrübeli bir komuta kademesi vardı. Yarbay Fahrettin (Altay) 3’üncü Kolordu Kurmay Başkanı, Yüzbaşı Remzi karargâh subayı, Teğmen Baki Esat Paşa’nın emir subayı, Albay Halil Sami 9’uncu Piyade Tümen Komutanı, Binbaşı Hulusi 9’uncu Piyade Tümen Kurmay Başkanı, Yarbay Mehmet Şefik (Aker) 27’nci Piyade Alay Komutanı, Yarbay Mustafa Kemal 19’uncu Piyade Tümen Komutanı, Binbaşı Hüseyin Avni 57’nci Piyade Alay Komutanı idi. Yine Balkan Savaşlarında görev almış diğer subaylar da 3’üncü Kolordunun 7’nci Piyade Tümenine ve onun piyade alaylarına komuta etmişlerdir.
Kıyı savunma müstahkemleri ve bataryalarından sorumlu olan Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı, Balkan Savaşlarında albay rütbesiyle Çatalca Müstahkem Mevki Topçu Kurmay Başkanlığını yürütmüş olan Tuğgeneral Cevat Paşa idi. Daha alt kademelerde bulunan subaylar da Balkan savaşlarına iştirak etmişlerdi. Türk ordusu harekât yönünden Gelibolu’nun 3’üncü Kolordu bölgesinde etkili olmuş, gerekli birlikleri çok iyi sevk ve idare etmişler, liderlikte çok etkili olmuşlardı. Bu, esas olarak ordunun tecrübeli liderliğinden ve gelişmiş, esnek teşkilat yapısından kaynaklanmıştı.
Uzun süren seferberlik boyunca ve 1915 Nisan ayında cereyan eden kara harekâtı boyunca 3’üncü Kolordu ya da tümenlerinde hiç bir Alman yetkili görevli değildi. Türk komuta heyeti, İngilizlerin başaramadığı, gelişen olayların anlaşılmasını sağlayacak güvenilir raporları ast ve üst kademelere gönderebilmişler, planlama, koordinasyon yapabilmişler ve topçu ateş desteği sağlayabilmişlerdi. Talimat almadan hareket edebildikleri gibi muharebeyi bizzat cepheden sevk ve idare ederek bizzat olay mahallinde karar verebilmişler, bölük, tabur ve alayları karşılıklı emre vererek taktik üstünlük sağlayabilmişlerdi. Bu noktada Çanakkale Savaşları sırasında farklı seviyede birliklere komuta etmiş subayları incelediğimizde savaşın seyrine ve sonucuna etki etmiş, mesleğinde temayüz etmiş pek çok Makedonya doğumlu subaya rastlanmaktadır. Bunlardan alay ve daha üst kademede görev yapanlar arasında; Köprülü doğumlu Tümgeneral Ahmet Faik Çolak, Selanikli Binbaşı İbrahim Şükrü, Kurmay Yarbay Mehmet Nuri (Conker), Binbaşı (Tümgeneral) Ahmet Zeki Soydemir, Kurmay Yarbay (Korgeneral) Şükrü Naili Gökberk, Manastırlı Yarbay Salih Ulvi Sezer, Binbaşı Mehmet Ali, Binbaşı Ahmet Nazif, Binbaşı Mehmet Ali, Binbaşı Zekeriya Kandemir, Binbaşı Hüseyin Avnİ (Arıburun), Yarbay Salih Ulvi Sezer, Binbaşı Ahmet Rıza, Binbaşı Mehmet Necip İbar, Binbaşı Ziya Vehbi, Yarbay Mustafa Şevki ve Yarbay Mehmet Şefik Aker, Ustrumcalı Binbaşı Ali Galip (Türker), Nasliçli Albay Hasan Askeri (Yücekök), Ohrili Binbaşı Kemal (3’üncü Kolordu Harekât Ş.Md.), Kalkandelenli Yarbay Recep Vehbi, Pirlepeli Yüzbaşı Mustafa Kazım (Bakıroğlu) gibi subayların yanı sıra en önemli şahsiyet olarak Çanakkale Muharebelerinin kaderine doğrudan etki yapmış olan Selanikli Mustafa Kemal (Atatürk) yer almaktadır.
İtilaf güçlerİ tarafından 25 Nisan 1915’te yapılan çıkarma harekâtıyla Çanakkale Savaşlarının kara muharebelerine geçildiğinde Arıburnu bölgesinde Anzakları ilk karşılayan ve kahramanca mücadele ederek başrol oynayan, savaşın seyrine etki eden üç komutanın Makedonyalı olduğu bilinmektedir. Bunlardan birincisi Albay Halil Sami komutasındaki 9’uncu Tümene bağlı 27’inci Alay Komutanı Manastırlı Mehmet Şefik Aker, ikincisi 19’uncu Piyade Tümen Komutanı Selanikli Kurmay Yarbay Mustafa Kemal ve üçüncüsü yine Manastırlı 57’nci Alay Komutanı Binbaşı Hüseyin Avni Bey’dir.
1881 yılında (Rumi Takvime göre 1286) Selanik’te dünyaya gelen Mustafa Kemal, 1899 yılında Manastır Askerî İdadisinden, 1902’de Harp Okulu’ndan, 1905 yılında da Harp Akademisi’nden kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuştur. 1915’te henüz 34 yaşında, Kurmay Yarbay rütbesinde olan Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşlarındaki yeri incelenecek olursa; O’nun iki kez aldığı karar ve verdiği emirlerle savaşın seyrini değiştirdiği net olarak görülmektedir. Bunlardan ilki 25 Nisan 1915 tarihinde başlayan çıkarma harekâtı sırasında kumandası altındaki 57’inci Alayla birlikte çıkarmanın yapıldığı Arıburnu’nda Anzak (Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu) birliklerini ilk karşılayan 27’inci Alay’ın yardımına yetişmesi ve savaşa müdahil olmasıdır. Başında bulunduğu bir ihtiyat tümeninin komutanı olarak bulunduğu mevkii değiştirecek kararı kendi başına alması, askerî kariyeri bakımından çok büyük bir risktir. 1915’in 24/25 Nisan gecesi harekete geçen müttefik askerlerinin ilk çıkarma haberi, Arıburnu mıntıkasında konuşlu 8’inci Bölükteki iki gözcüden gelir. 8’inci Bölük Komutanı Yüzbaşı Faik Efendi o anları şöyle anlatır:
“O gece yarısı saat 02.00 sıralarında ay ışığı henüz vardı, yanımdaki ihtiyattan gözcüler Bigalı İdris ve Gelibolulu Cemil, ay ışığında düşman çıkarma gemilerinin görülmekte olduğunu haber verdiler. Kalktım dürbünle baktım. Tam karşımızda fakat epeyce uzaklarımızda büyüklüğü küçüklüğü fark edilmeyen birçok gemilerin vücudunu gördüm. Harekette olup olmadıkları anlaşılmıyordu.”
Yüzbaşı Faik Efendi bu haberi derhal telefonla Kabatepe’deki 2’inci Tabur Komutanlığına (Tabur Komutanı Binbaşı İsmet) iletmiş, daha sonra saat 02.30 civarında gemilerin kalabalıklaştığını görünce derhal 9’uncu Tümen Komutanlığına durumu bildirmiştir. Saat 04.20’de 3’üncü Bölük Komutanı Üsteğmen Asım, 2’nci Tabur Komutanlığına düşmanın Arıburnu’na çıkarmaya başladığını haber vermiş ve Kabatepe Bölgesi Komutanı 2’nci Tabur Komutanı Binbaşı İsmet de bu haberi 9’uncu Tümen Komutanlığına bildirmiştir. 27’inci Alay’a beklenen hareket emri ise saat 05.45’te gelir. Bunun üzerine alaya hareket emri verilir ve 10 dakika sonra 1’nci (Komutanı Yüzbaşı Malatyalı İbrahim) ve 3’üncü Tabur (Komutanı Binbaşı Halis Ataksor) hemen yola çıkarılır. 27’nci Alay Komutanı Yarbay Şefik Bey taarruz noktasına (165 Rakımlı Tepe) geldiğinde saat 7.40’tır. 27’nci Alay taburları taarruz için yerleştikleri sırada 9’uncu Tümen Komutanı 57’nci Alayın Kocaçimen tepesi istikametine hareket ettiğini bildirdikten sonra Şefik Bey’den 19’uncu Tümen ile irtibat kurarak birlikte hareket etmesini istemiştir. Böylece, 27’nci Alay, 1’inci ve 3’üncü Taburlarıyla ve 2’nci Tabur’dan yaklaşık bir bölük kuvvetten oluşan mevcuduyla dört saat süreyle yaklaşık 15 bin İngiliz kuvvetine karşı savaşmış ve onları Kesikdere ve Karayörükderesi’nin batı tarafına atmıştır. 57’inci Alay’ın cepheye ulaşması ve taarruza kalkması sonucu 27’nci Alay, taarruzunu Kanlısırt yamaçlarına doğru yoğunlaştırır. Şefik Bey Topçu Mevziinden saat 12:00’da taarruz emrini verir.
25 Nisan günü Arıburnu bölgesinde saldırıya geçen Anzak birliklerine karşı, Türkler karşı taarruzlarına en uygun saat olan 10.00’dan birkaç saat geç başlamışlarsa da, işbirliği tamamlanıncaya kadar bekleyerek çok önemli avantajlar elde etmişlerdi. Ne 27’nci Alay Komutanı Yarbay Mehmet Şefik ve ne de Kurmay Yarbay Mustafa Kemal hazırlıksız bir taarruza girişmişler, muharebe etkinliğini muhafaza etmek için azami gayret göstermişlerdir. Hareket halindeyken topçunun ve makineli tüfeklerin tam desteğiyle müşterek bir taarruzu koordine etmişlerdir. 9’uncu Tümen Komutanı Albay Halil Sami 27’nci Alayın sevk ve idaresini Mustafa Kemal’e bırakmakla, 19’uncu Piyade Tümenine alay muharebe desteği sağlamıştır. Bu muharebe mahallindeki en kıdemli komutana (Mustafa Kemal) komuta birliği avantajı sağlarken, aynı zamanda Albay Halil Sami’ye de dikkatini Seddülbahir’de bütün hızıyla devam etmekte olan çarpışmalara yoğunlaştırma fırsatını vermişti. Altı saat içinde Yarbay Mustafa Kemal ve Yarbay Şefik zor olanı başararak, kilometrelerce uzakta ihtiyat mevzilerinde bulunan dört piyade taburunu destek bataryaları ve silahlarıyla birlikte muharebeye sokmuşlardı. Bu o zamana kadar pek görülmemiş bir başarıydı. 25 Nisan günü, gece vakti muharebe hattına gelen Mustafa Kemal, bizzat 57’nci Alayın taarruzunu teşvik etmiştir. Saat 02.50’de Mustafa Kemal tarafından topçu mevziinden verilen emirde, düşmanın tamamen kaçmakta olduğu belirtilerek, bütün kuvvetlerle ihtiyatlar da dâhil düşmana hücum edilmesi isteniyordu.
Sabah saat 04.00’e yaklaşırken 27’nci Alay Komutanlığından 19’uncu Tümene gönderilen raporda ise, “Alayın 1’inci Taburu tarafından sol cenahtaki düşmanın sağ cenahına süngü hücumu yapıldığı ve Kabatepe tarafındaki Arıburnu sırtlarının geri alındığı” belirtiliyordu.
Bunlara ilave olarak 19’uncu Tümen Kurmay Başkanı Binbaşı İzzettin (Çalışlar) Bey, hatıralarında, “.......Bugünkü taarruz başarılı oldu. Düşmanın 4-5 birliği geri atıldı, mahvedildi. Bizden de çok kayıp oldu. Gece ileri hatları gezdik.” şeklinde bahseder.
Bu muharebeler sırasında ölen bir Avustralyalı askerin üzerinde bulunan günlükte; 25, 26, 27 ve 28 Nisan günleri tasvir edilirken 27 ve 28 Nisan günlerine ilişkin kaydettiği satırlarda şu sözler yazılı idi: “27 Nisan 1915 Salı, Ne berbat bir gece geçirdik. Türkler vakit vakit bize yirmi adım yaklaştılar, o vakit biz de onlara kurşun yağmuru yağdırdık. Fakat iyi muharip olan Türkler bundan hiç yılmıyorlardı ve daima üzerimize hücum ediyorlardı. Türklerin makineli toplarının ateşi hakikaten öldürücü idi. Bize hiç rahat yüzü vermediler. Bugün pek uzun süren bir gün oldu. 28 Nisan 1915 Çarşamba, burası, arzın üzerinde kurulmuş bir cehennemdir. Düşman, bütün gece hücum etti. Biz de onları püskürtmeye uğraştık. Mütekabil hücuma geçmek için ne vakit ikmal ve takviye efradı alacak idik? Günü her nasılsa geçirdik. Mühimmat ulaşıncaya kadar olduğumuz yeri muhafaza etmeye mecburuz. Geceleyin çok cephane sarf ettik.”
Anzak birliklerinin Türk muhabere hatlarını yarmak için kumsalın etrafındaki yüksek arazinin kontrolünü ele geçirme niyeti açıkça imkânsızdı. Seddülbahir’den ilerleyen İngilizlerle birlikte nihai hedef Kilitbahir platosuna ortak bir taarruz yapma şansı da yoktu. Aksine Anzaklar bulundukları noktada çakılıp kaldılar, çıkarma başarısız olmuştu. Sonraki 8 ay boyunca da orada kalacaklardı.
57’nci Alayla 27’nci Alay’a 25 Nisan 1915 tarihindeki çıkarma harekâtındaki muharebelerdeki kahramanlıklarından dolayı altın ve gümüş imtiyaz ve harp madalyaları verilmiştir. Mustafa Kemal de kazanılan başarı sonrasında emrindeki alay komutanlarından üçünü (57’nci Alay Komutanı Binbaşı Hüseyin Avni (Arıburun), 27’inci Alay Komutanı Yarbay Mehmet Şefik (Aker) ve 64’üncü Alay Komutanı Binbaşı Mehmet Servet (Yurdatapan), emir subayı Kazım ve Kurmay Başkanı İzzettin (Çalışlar) Beyleri nişanla taltif etmiştir. 25 Nisan’dan 17 Mayıs 1915 tarihine 19’uncu Tümen Komutanlığı ve Arıburnu Kuvvetleri Komutanlığını bizzat yöneten Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, Kemalyeri’nden, 12 Mayıs 1915 tarihinde gönderdiği telgrafla 57’nci Alay Komutanı Binbaşı Hüseyin Avni Bey’e rütbesinin yarbaylığa yükseltildiğini bildirmiştir. Ancak 1 Haziran 1915’ten geçerli olarak yarbaylığa terfi eden Hüseyin Avni Bey, Arıburnu Muharebeleri sırasında karargâhına isabet eden bir obüs mermisi nedeniyle, 13 Ağustos 1915 tarihinde şehit olmuştur. İngilizlerin Arıburnu’nda çıkarma hareketlerine başladığı 25 Nisan’dan 5 Mayıs’a kadar buradaki bütün birliklere, 19’uncu Tümen Komutanı Mustafa Kemal komuta etmiştir. 5’nci Ordu Komutanlığının, 5 Mayıs 1915 tarihli bir emirle gerek Arıburnu gerekse diğer kesimlerdeki savunma birliklerini yeniden düzenlemesi üzerine 17 Mayıs 1915’ten itibaren “Arıburnu Kuvvetleri Komutanlığı” sona eren Mustafa Kemal, saat 19:00’da Kemalyeri’nden Arıburnu kuvvetlerini oluşturan birliklere veda mektubunu yayımlamış ve saat 21:30’da karargâhıyla birlikte 19’uncu Tümen karargâhı olarak seçtiği 180 Rakımlı Tepe’nin güneyine intikal etmiştir.
YARBAY ŞEFİK (Aker)
25 Nisan 1915 günü Çanakkale Muharebelerinin kara harekâtı safhası başladığında 19’uncu Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal ile birlikte öne çıkan diğer subaylar 27’nci Alay Komutanı Yarbay Şefik Aker ve 57’nci Alay komutanı Binbaşı Hüseyin Avni Bey’dir. Her iki subay da Manastırlı olup, Harp Okulu’ndan Mustafa Kemal’den önce mezun olmuşlardı. Şefik Bey’in komuta ettiği 27’nci Alayı diğerlerinden ayıran husus, 25 Nisan sabahı Arıburnu bölgesine yapılan ilk çıkarmayı karşılayan birlik olmasıdır. 1877 yılında Manastır’da doğan Şefik Bey, 1896 yılında Harp Okulunu bitirdikten sonra Teğmen olarak 3’üncü Ordu’da görevlendirildi. 1897 Osmanlı-Yunan Harbinde takım komutanıydı. 1900’de üsteğmenliği atlayarak yüzbaşı oldu, iki yıl gönüllü olarak Yemen’de bulundu. Trablusgarp ve Balkan Savaşlarına katıldı. Çanakkale Savaşı başladığında 9’uncu Tümene bağlı 27’inci Alayın komutanıydı. 25 Nisan 1915’te Arıburnu’na çıkarma yapan Anzak askerleri karşılarında ilk olarak bu alayın bir taburunu buldu.
Çıkarmanın gerçekleşmesinden üç gün sonra, durumun en kritik olduğu bir anda cephedeki bölüklerinin birinden gelen geri çekilme isteğine Yarbay Şefik şöyle yanıt vermişti:
“….Sivritepe’de 33’üncü Alay’dan 3’üncü Bölük Kumandanı (Yüzbaşı) Ahmet Necati Efendi’ye, 28 Nisan 1915 (15 Nisan 331) Kâğıdınızı aldım. İşgal ettiğiniz mevzii yüzlerce askerimizin kanına bedel zabtolundu. Burada durmak adem-i imkândır (imkânsızdır) gibi tabirat ve mütaalatı (fikir ve yorumu) bir daha görmek istemem. Her neye mal olursa olsun mevziinizi muhafaza edeceksiniz. İcap ederse hepiniz orada gö- müleceksiniz. Tahkimatı ikmal edilip o mevzi temin edilinceye kadar her ne maksatla olursa olsun oradan her kim ayrılırsa idam edileceğini kat’i surette ihtar eylerim. 27’nci Alay Kumandanı Kaymakam Mehmet Şefik.”
19’uncu Tümen Komutanı Mustafa Kemal’in Anafartalar Grup Komutanı olması üzerine bu tümenin kumandasını devralan Mehmet Şefik, Çanakkale Savaşı sona erene kadar bu görevi sürdürdü. Bu görevdeyken Galiçya Cephesine gitmiştir. 14 Aralık 1916’da Albaylığa terfi eden ve Millî Mücadele dönemine kadar muhtelif görevlerde bulunan Mehmet Şefik Bey, 57’nci Tümen Komutanlığı vazifesiyle Millî Mücadele döneminde de hizmet etmiş ve İzmir Güney Cephesi Komutanı olarak tayin edilmiştir. 6’ncı ve 7’nci Tümen Komutanlığı da yapan Şefik Bey’e askerlik hayatı boyunca muhtelif madalyalar tevcih edilmiş, ayrıca İstiklâl Harbi’nde gösterdiği kahramanlıklarından dolayı TBMM tarafından İstiklâl Madalyası ile taltif edilmiştir. Mehmet Şefik Aker, 25 Şubat 1931’de emekli olmuş- tur. 6 Şubat 1964 tarihinde 87 yaşında İstanbul’da vefat etmiştir.
BİNBAŞI HÜSEYİN AVNİ (Arıburun)
57’nci Alay Komutanı olan Hüseyin Avni Bey ise 1889 yılında girdiği Harp Okulu’ndan 1892 yılında, Piyade Teğmen rütbesiyle mezun olmuş ve 15 Mayıs 1892’de, karargâhı Selanik’te olan 3’üncü Ordu, 18’inci Nizamiye Alayı, 3’üncü Tabur 2’nci Bölüğüne atanmıştır. Üç yıl bu birlikte görev yapan Hüseyin Avni Bey sırasıyla, 8 Ağustos 1895’te üsteğmen rütbesine terfi ederek 3’üncü Orduya bağlı Görice 33’üncü Redif Alayı, 4’üncü Bölüğüne; 23 Mayıs 1897’de Priştine 29’uncu Redif Alayı Kurmay Mülhak Subaylığına; 10 Ocak 1898’de yüzbaşı rütbesiyle 38’inci Redif Alayı, 2’nci İştip Taburu, 1’nci Bölüğüne; 22 Ağustos 1904’te 90’ıncı Nizamiye Alayı 3’ncü Taburuna; 2 Haziran 1908’te binbaşılığa terfi ederek yine 3’üncü Orduya bağlı 17’nci Nizamiye Alayı, 3’üncü Taburuna atanmıştır. Bu göreve atandığı sırada binbaşılığa terfi eden Hüseyin Avni Bey, II. Meşrutiyet’in ilanına kadar uzanan süreçte Makedonya’da, dolayısıyla 3’üncü Ordu bölgesinde cereyan eden olaylara tanık olmuş, 17’nci Nizamiye Alayındaki üç yıllık görevini müteakiben 11 Temmuz 1912’de, Üsküp’teki 7’nci Kolordu İdare Heyeti 3’üncü Şube Müdürlüğüne tayin edilmiştir. Bu göreve atandıktan çok kısa bir süre sonra, 8 Ekim 1912’de Balkan Harbi başlamıştır. 12 Ocak 1914’te karargâhı Tekirdağ’da bulunan 3’üncü Kolorduya 23’üncü Alay Komutan Muavini olarak atanan Hüseyin Avni Bey, daha sonra 1 Şubat 1915’te Çanakkale cephesinde ünlenen 57’nci Alay’a komutan olarak tayin edilmiştir. Osmanlı Devleti 2 Ağustos 1914 tarihinde seferberlik emrini yayınladığında Tekirdağ’da bulunan 3’üncü Kolordu Komutanlığı karargâhı, Kasım 1914’te Tekirdağ’dan Gelibolu’ya taşındı. Kolordu bünyesinde bulunan 7’nci ve 9’uncu Piyade Tümenleri Gelibolu’ya intikal ederken 1 Ocak 1915’te 19’uncu Piyade Tümeni faaliyete geçirildi. Bu tümen 57, 58 ve 59’uncu Piyade Alaylarından oluşuyordu. Bununla beraber, 58 ve 59’uncu Piyade Alayları 6’ncı Kolorduya gönderilince 19’uncu Tümen 9 Şubat 1915’de 72 ve 77’nci Piyade Alaylarının dâhil edilmesiyle yeniden düzenlendi ve 6 Nisan 1915’te yeni kurulan 5’inci Orduya bağlandı. Hüseyin Avni Bey’in atandığı 57’nci Piyade Alayı anlaşılacağı üzere önce Tekirdağ’da teşkil edilmiş ve alay 22 Şubat’ta alay sancağını almıştı. Alay, 23 Şubat’ta Eceabat (Maydos)’a intikal etti ve iki ay boyunca sıklıkla icra edilen arazi tatbikatlarına katılarak eğitim gördü. 25 Nisan 1915 tarihinde Çanakkale cephesinde kara muharebelerini başlatan çıkarma harekâtı gerçekleştiğinde; 57’nci Alay, 5’nci Ordu ihtiyatı olan 19’uncu Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal’in emrinde muharebelere katılacak ve büyük bir kahramanlık sergileyecektir. 1 Haziran 1915’ten geçerli olarak yarbaylığa terfi eden Hüseyin Avni Bey, Arıburnu Muharebeleri sırasında karargâhına isabet eden bir obüs mermisi nedeniyle, 13 Ağustos 1915 tarihinde şehit olmuştur. Şehit olduktan sonra 30 Kasım 1915’te yayımlanan padişah iradesiyle, 57’nci Alay sancağına altın ve gümüş imtiyaz ve harp madalyası takılmıştır. Hüseyin Avni Bey, bugün Gelibolu Yarımadasında bulunan ebedi istirahatgâhında yatmaktadır.
25 Nisan’da başlayan çıkarma harekâtıyla hedefl erine ulaşamayan İtilâf Devletleri, bu kez Suvla’dan (Anafartalar) yeni bir çıkarma harekâtında bulunmak üzere hazırlığa başladı. Hamilton, üçüncü cepheyi küçük ve büyük Kemikli burunları arasındaki Suvla kumsalına İngiliz 9’uncu Kolordusunu çıkartarak açmayı planladı. İngiliz Generali Birdwood komutasındaki Anzak Kolordusu da Arıburnu tarafından Conkbayırı’na doğru eş zamanlı olarak taarruza geçecekti. 6 Ağustos’da başlayan genel harekâtta Kanlısırt bölgesinin önemi ayrıdır. Burası kaybedilirse Arıburnu Cephes’nin düşmesi kaçınılmaz idi. Bu amaçla 5’nci Tümene bağlı 15’inci Piyade Alayı, Kuzey Grubu Komutanı Esat Paşa’nın emri ile bölgeyi savunmakta olan Albay Rüştü (Sakarya) komutasındaki 16’ncı Tümen emrine verildi. Tümen komutanının 6/7 Ağustos gecesi bizzat başa geçerek başlattığı ve sabaha kadar sürdürdükleri taarruzda ön hatlardaki 47’nci Alayın Komutanı Binbaşı Tevfik ile 15’inci Alay Komutanı Binbaşı İbrahim Şükrü şehit olmuştur. Kanlısırt’ta dört gece ve üç gün durup dinlenmeden yapılan hücumlarda 16’ncı Tümen çok zayiat vermiş, buna rağmen 16’ıncı Tümen Kanlısırt üzerinden geçilerek ve tüm Kuzey Grubunun çökmesine neden olabilecek bir hattı kapamayı başarabilmiştir.
Binbaşı İbrahim Şükrü
Çanakkale Cephesindeki muharebeler sırasında askerlerinin şevk ve cesaretini arttırmak amacıyla alay komutanları dahi ön hatlarda çarpışmalara katılmışlardı. Bunun en belirgin kanıtı, Çanakkale’de şehit düşen 15’inci Alay Komutanı İbrahim Şükrü’dür. 15’nci Alay Komutanı olan Binbaşı İbrahim Şükrü, Selanik’te doğmuştu. Harp Okulu’ndan 13 Mart 1895’te teğmen rütbesiyle mezun olmuş, 1897 Osmanlı-Yunan Harbi başladığında üsteğmen rütbesine terfi etmişti. Yaklaşık bir ay süren harp başladığında Manastır’daki 3’üncü Orduya bağlı 41’nci Redif Alayı 2’nci Nevrekop Taburu 2’nci Bölüğüne atanmıştı. İbrahim Şükrü doğduğu topraklarda cereyan eden bu harp sırasında görev yaparken Mustafa Kemal henüz Manastır Askeri İdadisinde öğrencidir. Mustafa Kemal’in, “Yaşımın küçük olmasına rağmen bu savaşa katılmayı çok istemiştim. Az daha gönüllü müfrezelerin arasına katılıp gidecektim.” diye andığı 1897 yılında cereyan eden Osmanlı-Yunan Harbi, ülkenin her tarafında olduğu gibi Manastır’da da heyecan yaratmıştı. Manastır o dönemde Makedonya’da Pizren, Üsküp ve Debre sancaklarının vilayet merkeziydi. İbrahim Şükrü 10 Mart 1914’te, Trakya’daki 2’nci Kolordu 5’nci Tümen 15’inci Alay’a Komutan Muavini olarak atanmış, bu görevindeyken 24 Nisan 1915’te Çanakkale cephesinde yaralanmıştı. 29 Mayıs 1915’te tekrar görevine dönen Binbaşı İbrahim Şükrü, Conkbayırı Muharebeleri sırasında, 7 Ağustos 1915 günü şehit düşmüştür.
Çanakkale kara muharebelerinin ikinci safhasında İngilizlerin Anzak Kolordusu Arıburnu cephesine 6 Ağustos’ta taarruza başlayıp Kocaçimen ve Conkbayırı Platosunu elde etmeye çalışması üzerine Türk tarafında 9’uncu Tümenin ardından sırayla 4 ve 8’inci Tümenler Kuzey Grubuna gönderilmişti. Tehlikenin aynı zamanda Anafartalar bölgesinde baş göstermesi üzerine 5’inci Ordu Komutanı Liman von Sanders, gerekli kuvvet kaydırmalarını sağlayacak emirlerini hızla uygulamaya başladı. Önce Saros Grubundan bir alayın yola çıkarılmasını emretti. 7 Ağustos 1915 sabahı, Asya Grubu Komutanı General Mehmet Ali’ye birinci hatta bulunmayan bütün taburların Arıburnu bölgesine yetişmek üzere Çanakkale’ye sevki emri verildi. Ayrıca 7 Ağustos 1915 günü saat 07:00’de verdiği emirle, Saros Grubu Komutanı (16’ncı Kolordu Komutanı) Albay Feyzi (Beylerbeyli Ahmet Feyzi) Anafartalar’a yanaşmakta olan birliklerle beraber kendisinin de zaman kaybetmeden Anafartalar bölgesine yetişmesi gerektiğini bildirdi. Yine aynı gün, Güney Grubu Komutanlığına verilen bir emirle, 2’nci Kolordu Komutanı Mirliva Faik Paşa’nın (Köprülülü) Saros Grubu Komutanlığı görevini almak üzere hemen Gelibolu’ya hareketi bildirilmekteydi. Böylece Albay Feyzi’nin Anafartalar Grubu Komutanlığına gitmesinden boşalan yer doldurulmuş bulunuyordu. Saros Grubu Komutanı 7 Ağustos günü saat 01:40’da 5’inci Ordu’dan aldığı emir gereği, 7’nci Tümenin (Komutanı Albay Halil) 20’nci Alayının hemen yola çıkmasını ve 21’nci Alayın bunu izlemesini emretti. 20’nci Alay saat 05:45’te yürüyüşe geçebilmişti. 12’nci Tümenin (Komutanı Yarbay (Tümg) Mehmet Selahattin Adil) alayları kıyıya dağılmış olduklarından yürüyüş için toplanmaları zaman almıştı. Saros Grubu Komutanı Albay Feyzi, saat 14:00’te Yalova dolayında bulunan 5’nci ordu Karargâhına geldiğinde ordu komutanı bizzat 8 Ağustos 1915’te 7 ve 12’nci Tümenlerle birlikte Anafartalar doğrultusunda taarruz edilmesini, bu nedenle Kocaçimen ve Anafartalar bölgesinin kendi emrine verildiğini bildirdi. Bu emre göre Albay Feyzi Bey’in, Kocaçimen Tepesi-Düztepe hattındaki Yarbay Cemil (Conk) ve Yarbay Wilmer’i komutası altına alarak 8 Ağustos günü taarruza geçmesi gerek൴yordu. Albay Feyzi Bey ve diğer iki komutan, uzun bir yürüyüşün ardından, dinlenmeden, üstelik gecenin karanlığında girişilecek taarruzun askerin kırılmasına yol açacağını ve iyi sonuç alınamayacağını düşünerek 9 Ağustos sabahı taarruza geçmeye karar verdi. Bunu öğrenen Ordu Komutanı, 8 Ağustos akşamı Albay Feyzi Bey’i görevden aldı. Aynı gece saat 21:45’te Kuzey Grup Komutanı Esat Paşa’ya telefonla, emrindeki 19’uncu Tümen Komutanı Albay Mustafa Kemal’in Anafartalar Grup Komutanlığına atadığını bildirdi. 5’nci ordu Komutanı, Kocaçimen Tepe-Conkbayırı hattının önemini anlamıştı. Liman von Sanders’in ve Türk komutanlarının ana düşüncesi 9’uncu İngiliz Kolordusu’nun Anafartalar kesimine yaptığı taarruzları durdurmak; Damakçılık Bayırı-Mestantepe çizgisini ele geçirip Kocaçimen Tepe’nin emniyetini sağlamak ve İngiliz Anzak Kolordusuyla 9’uncu Kolordunun birleşmesine engel olmaktı. 9 Ağustos günü cereyan eden ve tarihe Birinci Anafartalar Muharebesi olarak geçen savaş sonucunda İngiliz birlikleri yenilerek Tuzgölü önündeki Mestan Tepe sırtlarına çekildi. Bu muharebelerde ön hatta taarruz eden alayların komutanları, 20’inci Alay Komutanı Yarbay Mehmet Halit ile 21’inci Alay Komutanı Yarbay Yusuf Ziya şehit oldu. Suvla Koyunda İngilizlere karşı insiyatifi ele geçiren Mustafa Kemal’in hedefinde artık Conkbayırı’nı düşmandan temizlemek vardı. Çünkü Conkbayırı düşman elinde kaldıkça düşünülen tehlike bertaraf edilmiş sayılamazdı. Bundan dolayı Anafartalar Grup Komutanı Kurmay Albay Mustafa Kemal, 12’nci ve 7’nci Tümenlerle başladığı taarruzu durdurarak Conkbayırı tarafında tedbr almaya karar verdi. Tümenlere kazandıkları hattı tahkim ederek elden çıkarmamaları gereğini bildirdi ve önce Çamlıtekke’ye oradan da Conkbayırı’na 8’inci Tümen Karargâhına gitti. 10 Ağustos günü Conkbayırı’nın geri alınması için baskın tarzında başlayan Türk süngü taarruzu, Mustafa Kemal’in 25 Nisan’daki cesur kararından sonra ikinci kez başrol oynadığı ve savaşın sonucunu tayin eden taarruz olmuştur. 9-10 Ağustos gecesi Hamilton’un birliklerini yerinde tespit eden Mustafa Kemal, takviye olarak gelen 8’inciTümeni 10 Ağustos sabahı karanlıkta, saat 04:30’da sadece süngü kullanarak hücuma geçirdi. Mustafa Kemal bu taarruzu bizzat başında bulunarak idare etmişti. Baskın tarzında cereyan eden taarruz sonucunda Türk tarafının kazandığı başarı, İngiliz komuta heyetinde değişikliğe gidilmesine sebep oldu. Müttefik birliklere komuta eden İngiliz 9’uncu Kolordu Komutanı General Stopford görevden alındı. Ancak General Hamilton hala taarruz için planlar yapmakta, birlikleri yeni gelen kuvvetlerle takviye etmekte idi. Ancak 21 Ağustos günü cereyan eden İkinci Anafartalar Muharebesi’nde İtilâf Devletleri hedefledikleri tepeleri ele geçiremediler. 22 Ağustos günü taarruzlarını tekrarladılarsa da Türk hatları önünde başarısızlığa uğradılar. Bu tarihten sonra bölgedeki muharebeler lağım muharebelerine dönüştü. İtilâf Devletleri için Çanakkale’de tutunabilmek artık çok zordu. Ekim ayında Hamilton görevden alındı, ancak birlikler kaldı. İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener giderek sevimsizleşen manzarayı bizzat incelemeye gitti ve geri çekilmenin kaçınılmaz olduğu sonucuna vardı. Türkler, Avrupalı istilacıları cansiperane bir şekilde savaştıkları Çanakkale’de püskürtebilmişler, Boğazı geçmelerine izin vermemişlerdi.
Çanakkale Muharebelerinde savaşan çok sayıda komutanın doğum yerlerine, ilk öğrenimlerini gördükleri okullara, görev yaptıkları kıta ya da karargâhlara bakıldığında Balkan coğrafyasında, çoğun luğunun Makedonya topraklarında doğmuş, yetişmiş ya da Balkan Savaşları öncesinde ya da savaş sırasında Makedonya’da çeşitli birliklerde görev yapmış subaylar olduğu görülmektedir. Bu subayların pek çoğunun müteakiben Kurtuluş Savaşında önemli görevler üstlendiği bilinmektedir. Nitekim bu subaylardan Çanakkale Muharebelerinde alay ve daha üst seviyedeki birliklere komuta eden sadece Makedonyalı komutanlar incelendiğinde başta Mustafa Kemal (Atatürk) olmak üzere, Çolak Faik Paşa, Mehmet Şefik Aker, Mehmet Nuri Conker, Ahmet Zeki Soydemir, Şükrü Naili Gökberk (Korgeneral, 6 Ekim 1923’te kolordusu ile İstanbul’a girdi), Ahmet Rıza, Recep Vehbi, Salih Ulvi Sezer (İnebolu-Çankırı Hat Komutanı), Ziya Vehbi (Akşehir Hat Komutanı), yine Manastırlı olup Çanakkale’de Kerevizdere ve Domuzdere Bataryaları Komutanlığı ve aynı zamanda 13’üncü Topçu Alay Komutanlığı Vekilliği görevlerinde bulunduktan sonra Kafkas Cephesi ve Gazze Muharebelerine katılan, ancak rahatsızlığı nedeniyle İstiklâl Harbi döneminde Anadolu’ya geçemeyen Binbaşı Mehmet Necip İbar’ın isim ve künye bilglerine rastlanılmaktadır.
1915 yılına gelindiğinde İngilizler Çanakkale’de ‘kötü komuta edilen ve kötü yönetilen’ bir ordu ile karşılaşacaklarını düşünmüşlerdi. Oysa muharebede bölük, tabur, alay, tümen ve kolordu seviyesinde çok atılgan, savaşın sevk ve idaresinde çok yetenekli subaylar, dayanıklı bir ordu ile karşılaştılar. Binbaşı Mahmut Sabri tabur, Yarbay Şefik ve Yarbay Kadri alay, Albay Halil Sami ve Yarbay Mustafa Kemal tümen, Esat Paşa kolordu seviyesinde komuta kademesinin başarılı birer örnekleriydi. Öte yandan Türkler savaşın ne olduğunu Balkan Savaşlarının çetin muharebe okulunda öğrenmişlerdi.
Çanakkale Cephesinde itibar tartışmasız biçimde Mustafa Kemal’indi. Nitekim henüz 34 yaşında olan bir subayken 6-7 senede yarbaylıktan başkumandanlığa çıkan yolu, aldığı yerinde ve cesur kararlarla kendisi açmış olan, üstün komutanlık nitelikleriyle her devirde yüksek vasıfta komutan olarak tanımlanan Mustafa Kemal, Çanakkale’den sadece dört yıl sonra Milli Mücadeleyi başlattığında Türk halkı ve ordusu onun peşinden gitmekte hiç tereddüt göstermedi. Çanakkale’de kazanılan zaferde personel ve ikmal ihtiyaçlarının sevk ve idaresindeki başarının yanı sıra Türk askerinin dayanıklılığı, komuta kademesinin tecrübeli ve iyi eğitimli olması, muharebeyi cepheden yönetmiş olmalarının önemi büyüktür. Oysa ki Balkan Savaşları 1913 ortalarında sona erdiğinde Edirne’nin batısındaki Osmanlı toprakları tamamen elden çıkmıştı. Selanik’in savaşmadan teslim edilmesi, Edirne Kalesi Komutanı Şükrü Paşa’nın büyük çaba ve soğukkanlılık göstermesine karşılık Osmanlı Devleti’nin Kırklareli-Edirne-Meriç sınırını koruyamaması, doğal olarak öteki vilayetlerin kaybı devlet için çok acı olmuştu. Balkan Savaşı’nın acı bir tezahürü olarak yaşanılan kaçış, hiç şüphesiz bu subayların kendi- lerinde vatan topraklarının ne kadar kıymetli ve savunulmasının ne kadar kutsal bir görev olduğu duygusunu güçlü kılmıştır. Bunu da Türk İstiklâl Harbi’ne katılan, Atatürk’ün yakın çevresindeki Balkan kökenli komutanların dirayetinde izlemek ve Cumhuriyetin kurucu kadrolarında bulmak mümkündür. Anadolu için göçün ve göçmenlerin toplumsal ve kültürel etkisi büyük olmuştur. Osmanlı Devleti’nin nüfus yapısının değişmesinin yanı sıra göçmenler toplumsal ve kültürel değişimi de beraberinde getirmiş, ayrıca ekonomik etkinliği, özellikle tarımı hareket geçirmişlerdi. Bunlar arasında iyi eğitimli, varlıklı ailelerin çocukları da vardı. Beraberlerinde sadece daha gelişmiş bir eğitim düzeyini değil, aynı zamanda yitirdikleri toprakları yeniden ele geçirmeye yönelik şiddetli bir arzuyu da getirdiler. Bu durum bazı ideolojilerde ve yeni toplumda belirli bir konum ve saygınlık edinme dürtüsünde ifadesini buldu. Kısacası göçmenler, Anadolu’nun geleneksel toplumsal yapısını kökten değiştirmiş ve ulus devlet de dâhil olmak üzere yeni toplumsal ve siyasal örgütlenme biçimlerinin oluşumuna zemin hazırlamıştı. Bu önemli toplumsal ve siyasal dönüşüm, halkı yeni bir siyasal kimlik benimsemeye hazırlamıştı. Bu süreç, 1923 yılında ulusal Türk devletinin kurulmasıyla sonuçlandı. Bu sadece bir asır sürmüş bir nüfus hareketinin sentezinden ibaret değildi. Ulusal Türk devleti, ortak bir tarihsel, kültürel mirasa ve geleceğe yönelik hedeflere dayanan yeni bir siyasal kimlik ve aidiyet duygusundan doğmuş, ayrıca bunları pekiştirmişti.
Türk Milleti için en büyük aydın kaybının yaşandığı Çanakkale Cephesinde Türk Ordusu kara harekâtının başladığı Nisan 1915’te 6 tümenle 90 bin askerle muharebelere girdi, savaşın ilerleyen zamanlarında bu sayı 6 tümenden 21-22 tümene, asker sayısı ise 500 bine ulaştı. Bu muharebelerde İtilâf Devletlerinin Türklerin imparatorluğunun payitahtına Boğazlardan donanma ile geçerek zafer kazanmaları bir hayal olarak kalırken, Türk Milleti Çanakkale’de aradığı kahramanını, Mustafa Kemal’i bulmuş, genç subay yalnız bir muharebenin gidişine değil, aynı zamanda bir seferin akıbetine ve bir milletin mukadderatına tesir etmiştir. Yabancı bir subayın gözlemiyle örneklemek gerekirse Anafartalar Muharebesinde Mustafa Kemal’in kumandasında bir tümene (9’uncu Tümen) ve daha sonra bir kolorduya (16’ncı Kolordu) komuta eden Alman Albay Hans Kannengiesser onu şöyle tanımlıyordu:
“Berrak düşünen, ne istediğini bilen, etkili, sükûti bir kişiliğe sahipti. Buna uygun olarak çok az konuşurdu ve soğukluğa varmamakla birlikte daima ketum ve münzeviydi. Bedensel olarak çok sağlam gibi görünmüyordu. Hem askerlerinin hem de kendinin tüm denetimini elinde tutmasını sağlayan, görünüşe bakılırsa sahip olduğu azim dolu enerjiydi.”
Çanakkale Muharebeleri genel olarak değerlendirildiğinde elde edilen netice, doğal olarak Rusya’nın müttefikleriyle doğrudan ilişki kurmasının, Fransa ve İngiltere’den gelecek silah, mühimmat ve diğer yardımların önünü keserek, Çarlığı gittikçe ağırlaşan iç sorunlarına mahkûm etti. Çarlık Rusya’sı kendisine biçtiği tarihî role doğru hareketlenmek için gerekli gücü toparlayamadı, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını ele getirmek hedefine izin verecek iç istikrar şartlarından yoksun bırakıldı. Bu sonucun ortaya çıkmasında Türklerin Çanakkale ve Kafkasya cephelerindeki direnişlerinin rolü büyük olmuştur.