Çanakkalemiz tarihi süreç içerisinde bir çok kültürle tanıştı. Muhakkak ki etkiledi ve etkilendi. Bu özellik Çanakkalelinin dış dünyaya açılmasına ve kültürel etkinliklere oldukça fazla ilgili olmasına neden oldu. Her yıl yöremizde açılan ekonomik ve kültürel nitelik taşıyan kurs ve etkinliklere halkın katılımı bunun bir göstergesi sayılabilir. Sahip olduğu tarihi, turistik ve kültürel zenginlikleri ile yerli ve yabancı turistlerin daima gözdesi olmuştur.
Çanakkale Savaşlarının geçtiği Gelibolu Yarımadası Tarihi ve Milli Parkında bulunan Türk anıt ve şehitlikleri ile yabancı anıt ve mezarlıklar, özellikle 18 Mart ve 25 nisan haftaları (18 Mart Çanakkale Deniz Zaferinin kazanılması, düşmanın Çanakkale’yi denizden geçemeyeceğini anladığı gün-25 Nisan Anzak çıkarmasının başlangıcı) içinde yoğun yerli ve yabancı turist akınına uğramaktadır. Uygarlık tarihinin en eski el sanatlarından olan seramikçilik ve halıcılık Çanakkale’nin adını günümüze kadar getirip, temsil etmişlerdir. Seramik, fabrika düzeyinde Çan’da Sayın İbrahim Bodur’un önderliğinde dünya seramikçiliğine liderlik etmektedir. Şu anda Çanakkale iskelesinde ve diğer hediyelik eşya satan mağazalarda satılan seramik eşyaların özgün Çanakkale seramiği ile bir alakası yoktur (ÜNİVERSİTEMİZİN SERAMİK BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNİN YAPTIĞI VE SATIŞ BÜROSUNDA SATILANLAR HARİÇ). Halıcılık ise el halısı olarak özellikle Ayvacık ilçemizde çok gelişmiştir.
Sağlık turizminin ögelerinden olan kaplıcalar da Çanakkale’de mevcuttur.Bunların özelliklerini de yeri geldiğinde okuyucuma aktaracağım.
İlk bakışta Çanakkale halkının yaşayış biçimi yönünden çeşitli özelliklere sahip olduğu göze çarpar. Çanakkale’nin, Türkiye’nin en batı sınırında oluşu, strateji yönünden önemli bir noktada oluşu, Çanakkale halkının savaşlar, göçler, ilticalar, turizm ve diğer nedenlerle karmaşıklaşmasına neden olmuştur. Değişik sosyal yapıya sahip olma nedenlerinden birisinin de arazi yapısının çeşitli özellikteki insan gruplarına yurtluk yapmaya elverişli olmasını gösterebiliriz. Değişik gruplar derken bir ırkçılıktan söz etmiyorum. Halk deyişi ile Yerli,Türkmen, Yörük, Pomak ve Gayrimüslimler kastedilmiştir. Buna yeni ve canlı bir örnek daha vermek istiyorum: Gökçeada. Bu şirin ilçemizde Rumlar, Karadeniz bölgesinden gelip yerleşenler, Isparta’dan, Biga’dan ve diğer yerlerden gelen vatandaşlarımız yerleşmişlerdir. Ayrı yaşayış tarzlarına sahip bu gruplar şahane bir kültür mozayiği oluşturmaktadırlar.
Avrupa-Asya geçişi boğazdan, Bursa üzerinden İç Anadolu’ya, İzmir üzerinden Ege’ye, Eceabat üzerinden İstanbul ve Avrupa’ya bağlanması ayrı bir sosyal canlılık verir Çanakkale’ye. Halkın bir kısmını kafasını dinlemek isteyen emekliler ve memurlar ile öğrenciler oluşturur. İlçe ve köylerimizdeki toplum hayatı da bazı değişikliklerle kentteki yaşayışa benzemektedir. Bu küçük farklılıklar gelenek ve göreneklerimizden kaynaklanmaktadır.
Çanakkale halkı dini, ahlakı, gelenek ve görenekleri ile, şive ve kıyafetlerindeki özellikler yönünden genellikle İstanbul’un tesiri altında kalmıştır. Özellikle iç kesimlerde, dağlık yörelerimizdeki köylerimizde oturanlar eski gelenek ve göreneklerini hiç kaybetmemişler, değiştirmemişlerdir. İlimiz sınırları içinde Ramazan geceleri teravih namazından sonra camilerde ''mukabele'' okutmak, dinlemek dini bir gelenektir. Kadınlar arasında da yaygındır. Mübarek gün ve aylarda “hayır” adı altında hazırlanan yiyeceklerin fakirlere, komşulara ve akrabalar arasında dağıtılması yaşayan geleneklerimizdendir. Köylerimizde de, köye gelen yabancılara ve misafirlere “nöbet” adı altında her gün sıra ile yemek çıkarılır.
Toplumun çekirdeği ailenin kuruluşu demek olan bu konuyu köylerimizde yaşanan şekli ile aynen anlatmak istiyorum. Özellikle köylerimizde kız çocukları 12-14 yaşlarından itibaren sosyal düzenin gerektirdiği uyuma kendilerini hazırlarlar. Ailesinden, çevresinden gördüklerini kendilerine model olarak alırlar. Yeni kurulacak evin kadın ihtiyaç maddelerini temin etme çabası içine girerler. Bu amaçla hazırladıkları eşyalara “çeyiz” denir. Kız, erkeğin ailesi tarafından genellikle şu şekilde istenir;
Erkek tarafı hatırını saydığı yakın akrabalarının kadınlarını kızın annesine, erkeklerini kızın babasına “dünür” gönderir. Allah’ın emri, peygamberin kavliyle kız istenir. Ya da erkek tarafı bazı yakınları ile haber vererek doğrudan kız evine gider. Aynı şekilde ister. İlk seferinde verilmezse cevap almak için gün kararlaştırılır. Kararlaştırılan günde tekrar kız evine gidilir. O gün söz kesme günüdür. Ondan kısa bir süre sonra kıza yüzük, şeker, çikolata gibi hediyeler götürülür. Bazen de takı takılır. Bu takı takma işine küçük nişan denir. Bu arada büyük nişan için her iki taraf isteklerini birbirlerine bildirirler. Bazı yörelerimizde örneğin Biga İlçemizin bazı köylerinde bu istek özellikle kız evi tarafından bir kağıda yazılarak “liste” şeklinde istenir. Büyük nişan gerçek nişandır. Erkek tarafı kız tarafına vereceği hediyelerle yüzük, küpe, altın, bilezik, inci ... gibi geline alacağı ve takacağı bütün mücevherleri, elbiselik, gelinlik, duvak ve teli bir sepet ya da bohça içine koyarak, çalgılar ve nişan davetlileri ile kız evine gider. Orada hep birlikte eğlenilir. Haftasına kız tarafı, damadın güveylik çamaşırları ve bazı eşyaları ile erkek tarafına vereceği hediyeleri alıp, düğün gününü kararlaştırmak için oğlan evine giderler. Düğüne yakın zamanda “görüşme” olur. Bu günlerde bütün akraba ve tanıdıkların hediyeleri, verenin adı söylenmek kaydıyla davetlilere gösterilir. Düğünün başlaması sokak sokak “çerez” gezmesiyle olur. Bu gezmeye gelinin yakınları çalgılar ile gelirler. Davet edilecek evlere perşembe sabahından itibaren kalabalık halde gidilir.
Ev sahibi gelenleri ağırlar, yedirir-içirir. Bu gezme işinin bütün gece sabaha kadar hatta bazen ertesi günün akşamına kadar sürdüğü olur. Cuma gününün akşamı gece eğlentisi başlar. Büyük bir salonda ya da boş bir alanın kenarına dizilen sandalye ve tahtalar üzerine ortada boş bir oyun yeri bırakılacak şekilde oturulur. Gelin, başına çiçekler takmak suretiyle süslenir. Yeni yetişen kızlardan başlayarak, yeni evlenmiş olanlar ikişer ikişer oyun yerine gelirler ve karşılama oynarlar. Oyun oynayanların yakınları caba dedikleri bir para atarlar. Eğlencenin bitimine yakın gelin de oyuna kalkar. İkinci gece kına gecesidir. Kızlar, yeni gelinler ve gelin dallı-bindallı-dival denilen işlemeli kadife elbise giyerler. Yatsı namazından çıkan delikanlılar, erkek tarafı sağdıcının taşıdığı bir tepsi içindeki kınayı mum ve çiçeklerle süslenmiş olarak davul-zurna ile kız evine getirirler. Toplanan çerezle birlikte kız evine giderek eğlenceye devam ederler. Cumartesi gecesi köy düğünlerinde misafir akşamıdır. Bütün köy, diğer köylerden ve dışarıdan gelen misafirlerle ilgilenir. Yedirir-içirir, yatırır.
Gelin hamamı yapılır. Hamamda yapılan eğlenceden sonra düğüne devam edilir. Pazar günü öğleden sonra çeşitli oyunlar ve eğlenceler ile köy meydanında damat traşı yapılır. Damat traşından sonra erkek tarafı çalgılar eşliğinde yollarda oyunlar oynayarak kız evine gelir. Kız tarafının sağdıçları gelinin bir eşyasını saklayarak vermeyeceklerini söylerler, nazlanırlar, bahşişlerini alarak verirler. Bundan sonra gelin bir arabaya ya da atın üzerine bindirilir. Yollarda dolaşarak damadın evine varılır. Evin kapısında yüksekçe bir yere koltuk yapılır. Gelin herkese gösterilir. Kapıda bekleyen damat bir tas içine koyduğu buğday, para, şeker gibi maddeleri gelinin üzerinden davetlilere serper. Yatsıdan sonra damat gerdeğe girer. Böylece düğün tamamlanmış olur.
Bütün bölgelerimizde olduğu gibi Çanakkale’mizde de yöresel oyunlar zengin folklor kaynaklarına dayanır. Kadın ve erkek gruplar tarafından genellikle “zeybek” özelliğindeki oyunlar oynanır. Oyunlar karma değil, ayrı ayrı oynanır. Çalgı aleti olarak davul, klarnet, bazı yörelerde zurna, keman, darbuka, ud, cümbüş ve tef kullanılır. Kadın oyunlarında tef ve darbukanın (Çanakkale’de darbukaya dümbelek de denir) yanında orada bulunanlar tarafından mani ve türkü de söylenir. Oyunlar genellikle bir adetin, bir yaşantının figürlendirilmiş şeklidir. Halen oynanmakta olan en belirgin kadın ve erkek oyunları şunlardır:
Kadın Oyunları:
1-Karşılama: Genellikle kadın oyunudur. Düğün, bayram ve eğlencelerde darbuka ve oradakilerin türküleri eşliğinde en az ikili olmak kaydı ile daha çok kişi tarafından oynanır.
2-Çeyizaltı (Karyolamın Demiri): Kına gecesinde kızlar ile erkeklerin ev ev gezerek çerez toplarken oynadıkları hareketli bir oyundur. Kı na oyunu da denen bu oyun, kadınların alay oyunudur. Kınayı getiren damat sağdıcını ortaya alıp oynarlar. Kına tepsisi de ellerdedir.
3-Şama (Muma batırılmış fitil) Oyunu: Düğüne davet edilmesi gereken kimseleri davet etmek için topluca gezilirken oynanan yürüyüş ahengine uygun bir oyundur.
4-Harmandalı: Erkeklerin oynadığı harmandalı zeybeğinden çöküş şekli ile ayrılır. Dönüş ve sürat olarak erkeklerden farklıdır.
Erkek Oyunları :
1-Harmandalı: Çeşitli yerlerde oynanan harmandalından bazı figürlerle farklılık gösterir. Daha ahenkli ve anlamlıdır. Bu şekliyle yalnız Çanakkale’de oynanır.
2-Kaba Güvengi (Güvende): Klarnetin pes sesleriyle ağır ağır oynanan, ahenkli tam anlamıyla zeybek özelliğinde çok sevilen bir oyundur.
3-Çiftleme: Daha çok Çan ve Bayramiç yörelerinde oynanan ikişer veya üçerli, karşılıklı geçmelerle oynanan hareketli bir zeybek oyunudur.
4-Süzmen: Halka halinde aksak ritimli ve oldukça hareketli oynanan bir oyundur.
5-Alay Oyunu: Halay gibi el ele tutunarak çok kişi tarafından sürekli şekilde oynanan oyundur. Yorulanlar çıkıp yerlerine yenileri girerek devam eder.
6-Gelibolu Karşılaması: Gelibolu yöresinde oynanır. Tek ve karşılıklı olarak oynanabilir. Bu oyun erkek oyunu olmasına rağmen kadınlar da karşılıklı olarak oynarlar.
7-Lenka : Bayramiç’e özgü bir oyundur. Kadın erkek karışık oynanır.
8-Gelibolu Sekmesi: Davul ve zurna eşliğinde oynanan hareketli bir oyundur.
1-Su gelir gümbür gümbür
Su tülbendi götürür
Yaşın küçüktür amma
Aşkın beni öldürür.
2-Su gelir mendim mendim
Su değil benim derdim
Sular mürekkep olsa
Yazamaz benim derdim.
3-Su gelir bulanarak
Bahçeyi dolanarak
Buna can mı dayanır
Yar geçti salınarak
4-Giden oğlan dön beri
Elinde mor mendili
Mendilin şöyle dursun
Gönlüm seviyor seni
5-Seni ben seni ben
Adam aman seni ben
Gözüm gördü gönlüm sevdi
Ele vermem seni ben
6-Elmayı bıçakladım
Çevreyi saçakladım
Yarim yanımda diye
Yastığı kucakladım
7-Sarı gülüm kalburda
Çok iş var sabırda
Ölürsez bir ölelim
Çift koysunlar tabuta
8-Kuyu başında kova
Başında ince oya
Ben verem mi olayım
İçime koya koya
9-Kayabaşında tavşan
Kız ver bana bir nişan
Eğer nişan vermezsen
Olacağım perişan
10-Mendilimi yıkadım
Seremem çardaklara
Fazla yarim yok benim
Veremem ortaklara
11-Ağılda kuzusu var
Memede yavrusu var
Hasret belini bükmüş
Bağrında sızısı var
12-Gidiyorum deme bana
Kalbim yaralı sana
Birgün görmesem yarim
Sene geliyor bana
13-Deniz dibi engindir
Dalyancılar zengindir
Anne beni evlendir
Bu kız benim dengimdir
14-Sarı saman ak saman
Sarılalım bir zaman
Sormak ayıp olmasın
Düğünümüz ne zaman
15-İndim yarin bahçesine
Yasemenler kol atmış
Yar beni gelcek diye
Meclisini donatmış
16-Boynumdaki altını
İpinden ayırmayın
Vurun öldürün beni
Yarimden ayırmayın
17-Gökler bulutlu kaldı
Kuşlar umutlu kaldı
Yar koynunda anahtar
Gönlüm kilitli kaldı.
18-Sürünmeler her yerde
Suyu berrak derede
Yare sümbül menekşe
Topladım tepelerde
19-Gidiyon uğur olsun
Yolun hep çayır olsun
Benden başka seversen
İki gözün kör olsun
20-Taneler taneler
Almış salkımı eline
Birer birer taneler
Taneler taneler
Ölürse çoklar ölsün
Sağ olsun bir taneler
21-Sıra sıra siniler
Hasta olan iniler
Aldı gitti yarimi
Denizdeki gemiler
22-Karanfilim süt beyaz
Ayrı düştük biz bu yaz
Hediyeni istemem
Mektubunu sıkça yaz
23-Yatma yeşil çimene
Uyur uyanamazsın
Yarim benim sevgime
Niçin inanamazsın
24-Analar hatun olur
Sevdası bütün olur
Anaya vuran eller
Yanacak odun olur.
25-Armudu taşlayalım
Dibini kışlayalım
Kağıt kalem al yarim
Maniye başlayalım.
26-Bu gün günlerden Pazar
Katipler okur yazar
Öyle bir yarim var ki
Gören aklını bozar.
27-Köprünün altı diken
Yaktın beni gül iken
Allah’ta seni yaksın
Üç günlük gelin iken.
28-Feslan ektim dallandı
Yel estikçe sallandı
Bu ay gelgeç ayıdır
Gönül veren aldandı.
Fatma Tuncer,Yaş 96 Seddülbahir Köyü
29-Saçım iki beliktir
Sinema gölgeliktir
Yarimden başkaları
Bana eğlenceliktir.
30-Su bardağının ağzı
Yuvarlaktır yuvarlak
Alçıtepe kızları
Hem dondurma hem kaymak.
31-Dumanı tüter bacanın
Eti lezzetlidir mercanın
Kısmetler yağmur gibi yağar
Yaparsın, ne isterse canın
32-İndim nane biçmeye
Eğildim su içmeye
İki tane yar sevdim
Biri dalga geçmeye
Şerife Emekli,Yaş 68, Alçıtepe Köyü
33-Karnabel iki çatal
Arasından çay akar
Karnabel’in kızları
Baygın bakar, can yakar.
34-Vur tepsiyi gümlesin
Aşık olan dinlesin
Sevdiğini almayan
Yataklarda inlesin
35-Kuyunun kapakları
Çınarın yaprakları
Gurbetteki yarimin
Çınlasın kulakları.
36-Yalova minaresi
Yetmişiki basamak
Hiç istemem sevdiğim
Senden ayrı yaşamak.
Karnabel,Karainebeyli'nin Halk Arasındaki Adı
Ayşe Önder, yaş 58, Karainebeyli köyü
Huriye Taş, yaş 62, Yalova köyü
37-Tarla başında kuyu
Uyu sevdiğim uyu
Kimler içirdi sana
Benden ayrılık suyu
38-Cam altında sardunya
Bir dalını kırdın ya
Çok yüksekten atardın
Yine bana kaldın ya.
39-Cam içinde küpeli
Dibini süpürmeli
Yarime bakan kızın
Yüzüne tükürmeli.
40-Bahçelerde sarmaşık
Mutfak dolu bulaşık
Yarime bakan kızın
Bacakları dolaşık.
41-Suya giderim suya
Elmayı soya soya
Kaldır yarim peçeni
Göreyim doya doya.
42-Gidene bak gidene
Gül sarılmış dikene
Mevlam sabırlar versin
Gizli sevda çekene.
43-Kara kara kazanlar
Kara yazı yazanlar.
Cennet yüzü görmesin
Aramızı bozanlar.
44-Bahçelerde enginar
Enginarın dengi var
Evde kalan kızların
Dünya kadar derdi var.
45-Derelerde buz olur.
Gül açılır yaz olur.
Ben yarime gül demem
Gülün ömrü az olur.
İlimizin coğrafi konumu, müziğini ve geleneksel oyunlarını etkilemiş, Batı Anadolu ezgileriyle, Trakya-Rumeli ezgilerinin etkisinde kalmış tır. Bu özellik türkülerde ve oyun müziklerinde kendini gösterir. Zeybeklerle karşılamalar iç içe geçmiş gibidir. Çanakkale’de ilk resmi folklor derlemesi 14 Temmuz 1947’de yapılmıştır. Ankara Devlet Konservatuarı arşivi için Muzaffer Sarısözen, Halil Bedii Yönetken, teknisyen Rıza Yetişken’den oluşan ekip Çanakkale’de 58 türkü ve ezgiyi plağa kaydetmiştir. Bundan başka halk müziği özel derlemeleri de vardır. Yöremizin ezgi yapısı “la-si-sol” tonludur. Dömeke, Ali duvarı deldi, Pınar baştan bulanır, Balıkesir yolunda gibi türkülerimiz la ton’ludur. Yatma yeşil çimene, Hadi gene bindallı, Evreşe yolları, Çanakkale zeybeği, Annem entari almış türküleri ise sol tonundadır. Karyolamın demiri, Çemberimde gül oya sözleriyle başlayan oyunlar da si tonundadır. Karanfilin moruna yöremizin en ağır ritimli türküsüdür. Bu zeybek havası misket ayağının en güzel örneklerinden birisidir. Çanakkale’de manileri ezgi ile söyleme geleneği vardır. Bu gelenek özellikle kadınlar arasında tüm canlılığı ile halen yaşamaktadır. Bölgemizin ritim özelliği (9) dokuz zamanlıdır. Zeybek, karşılamalar ve türkülerin çoğu da bu özelliktedir. 3+2+2+2 zeybeklerdeki usul dizilişi örneğidir. Sözlü zeybeklerle sözsüz Çanakkale Zeybeği bu usulün örnek ezgileridir. 2+2+2+3 düzenindeki ezgilerse karşılama ve türkülerde görülür. Çanakkale Türkülerinden bazı örnekler
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde bir dolu testi
Anneler babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde bir dal kestane
Vurulan gazilere çalı dibi hastane
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde bir uzun çarşı
Göksüm açdım gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim Eyvah!
Çanakkale içinde sıra sıra söğütler
Altında yatıyor arslan şehitler
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Of gençliğim eyvah!
İstanbul’dan çıktım başım selamet
Çanakkala varmadan koptu kıyamet
Sevgilim, validem Allah’a emanet
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde bir sarı yılan
İngiliz gemisi duruyor civan
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde bir dolu desti
Destiler üstüne sam yeli esti
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde toplar atıldı
Fransız askeri denize döküldü
Of gençliğim eyvah!
Martinimi astım zeytin dalına
Fişengimi doladım ince belime
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale Boğazı dardır geçilmez
Soğuktur suları kan’dır içilmez
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde bir yeşil çadır
Çadırın içinde şehitler yatır.
Of gençliğim eyvah!
Yüksek siperlerden atlıyamadım
Fişengim döküldü toplayamadım
Of gençliğim eyvah!
Atma çavuş atma kanım akıyor
Nişanlım var sılada
yolumda bakıyor
Of gençliğim eyvah!
Çanakkala içinde bir uzun çayır
Ana ben gidiyorum başım kayır
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde düşman yürüdü
On ikinci fırkanın namı yürüdü
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde harman olurmu?
Kara bomba yarasına derman olurmu?
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde sıra sıra kazanlar
Oturmuş zabitler künyeye yazarlar
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale köprüsü dardır geçilmez
Al kan olmuş suları bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde aynalı çarşı,
Anne ben gidiyorum düşmana karşı.
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale’den çıktım yan basa basa,
Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa.
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale’den çıktım başım selamet,
Anafarta’ya varmadan koptu kıyamet.
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı Sayı 2, S.323
Nine ben yollandım Varna yoluna,
Gel ay be doyunca sarıl boynuma,
Gitme garip gitme yollar çamurdur,
Yedi yıl dedikleri hayli ömürdür.
Garibin yüreği taştır demirdir.
Ağlar garip garip kimsem yok diye
Binmiş kır atına indiremedim,
Çatmış kaşlarını indiremedim.
Sevdegül Anık, yaş 66
Zığındere, kirte
Geçiremedik ele
Askerimi mahvetti
Orhaniye, İntepe.
Sarıbayırı tırmandık
Türkleri gafil sandık
Anafarta hücumunda
Yüzde on sağlam kaldık.
Sebep sensin Cankikirik
İşte sen böyle benlik
O güzel ordulara
Hiç etmedi metelik.
Haydi gidelim buradan
Mehmet bakıyor yandan
Aman görmesin bizi
Şimdi patlar bir havan.
Hava bugün sislice
Sıvışalım gizlice
Atlayalım gemiye
Açılalım denize
İsmail BOZKURT Seddülbahir Köyü
Conkikirik türküsünü söyleyen şahıs şu açıklamayı yapmıştır. I.Dünya Savaşı sonunda düşman yurdu terk ettikten sonra, askerlerimiz sevinçten kutlama yaparken hemen oracıkta yakılıp söylenen bir türküdür. Bu türkü eşliğinde askerler bir ritim tutturarak halk dansı şeklinde oyunlar oynamışlar. Günümüzde oyunun figürlerini bilen kalmamış. Bu oyun şimdi oynanmıyor.
Londra’dan çıktık yola
Arıburnu’ndan ne ola!
Anafarta ovasında,
Dediler bize mola
Sarıbayır tırmandık
Türkleri gafil sandık
Anafarta hücumunda
Yüzde on sağlam kaldık
Sebep sensin Cankikirik
İşte sen böyle benlik
O güzel orduların
Hiç etmedi metelik.
Haydi kaçalım buradan
Mehmet bakıyor yandan
Aman görmesin bizi
Şimdi patlar bir havan
Hava bugün sislice
Sıvışalım gizlice
Atlayalım gemiye
Açılalım denize.
Çanakkale 1973 İl yıllığında yer alan “Londradan Çıktım Yola”,
Seddülbahir köyünden İsmail BOZKURT dededen derlenen Conkikirik adlı
Türkü ile hemen hemen aynıdır.
Evreşe yolları dar
Bana bakma benim yarim var.
Bir fırın yaptırdım
Doldurdum ekmekleri
Gel beraber yiyelim
Yaptırdım çörekleri.
Evreşe yolları dar
Bana bakma benim yarim var.
Evreşedir köyümüz.
Zemzem akar suyumuz.
Sevip sevip ayrılmak
Yoktur böyle huyumuz.
Evreşe yolları dar
Bana bakma benim yarim var.
Sırtındaki yeleği
Ben örmedim mi yarim
Kızlarla konuşurken
Ben görmedim mi yarim.
Evreşe yolları dar
Bana bakma benim yarim var.
Yeleğimin içinde
Mavi boncuk nazarlık
Benim yare hediyem
Bir ufacık gerdanlık
Evreşe yolları dar
Bana bakma benim yarim var
Karlı dağlar, buzlu dağlar
Yüzünde güler, kalbim ayler (ağlar)
Yane de yane yan meşesi
Yandı ciğerimin köşesi.
Karlı dağlar karsız olmaz
Benim de yarim bensiz olmaz
Yane de yane yan meşesi
Yandı ciğerimin köşesi.
Karlı dağlar aşmak ister
Al yanaklar yaşmak
Yane de yane yan meşesi
Yandı ciğerimin köşesi.
Karyolamın demiri O yar benim değilmi O yar benim olmazsa Öldürürüm kendimi Bahçelerde mor meni Verem ettin sen beni Nasıl verem olmayayım Eller seviyor seni.
Gelin ey kardeşler bizde varalım,
Hakkın divanını bizde görelim.
Muhammed’in büyüğü var Cennette,
Havzu kevserden bizde içelim.
Hakkın divanına bizde varalım,
Muhammed’in büyüğü var Cennette.
Kuşu başında taşlar
Yarim karanfil haşlar
Kaldır yarim şapkanı
Görünsün kalem kaşlar.
Hava havalanıyor
Deniz dalgalanıyor
Güzelleri görünce karakaş
Benim yarem dağlanıyor.
Oynayanlar oynuyor
Ona gözüm doymuyor
Senden başkasına yar Karakaş
Hiç kanım kaynamıyor.
Hava havalanıyor
Deniz dalgalanıyor
Güzelleri görünce Karakaş
Benim yarem dağlanıyor.
Şükrüye Kaynar, yaş 46, Yülüce Köyü
Kalktı artık son tren
Kapandı kapakları
Yarime zindan oldu
Fındıklı sokakları
İn dereye dereye
İnemeyenler de var
Yarimle ikimizi
Çekemeyenler de var.
Kalktı artık son tren
Kapandı kapakları
Yarime zindan oldu
Fındıklı sokakları
Gidiyom gidemiyom
Beni deli ediyon
Bir tomurcuk gülünü
Kime teslim ediyon
Kalktı artık son tren
Kapandı kapakları
Yarime zindan oldu
Fındıklı sokakları
Ayşe Duran, yaş 24, Fındıklı köyü
Mavi boncuk koldadır
Yarim ırak yoldadır
Tez gel sevgilim tez gel
Gözlerim yoldadır.
Mavi boncuk bilekten
Un elerim elekten
Ben nasıl vaz geçerim
Senin gibi melekten.
Mavilimsin maşallah
Sen benimsin inşallah
Hasret kavuşmaz derler
Kavuşuruz inşallah.
Ahmet İş, yaş 44,Yeniköy
Ovadan gel ovadan cicim
Bir su içtim kovadan
Alacaksan al beni cicim
Buz gibi gerdanım solmadan
Katip Hüseyn’in kaleminden cicim
Bir maaşallah yazdırdım
Haydi de haydi de şamdanlı
O da benim umurumda mı delikanlı
Ova yolu düz gider cicim
Bir kınalı kız gider
Kız yolunu şaşırmış cicim
İnşallah bize gider.
Mehmet İrdesel, Gelibolu ve Yöresi Tarihi, S. 72
Anam gel otur önüme
Ver elini elime
Sütün emdim kana kana
Helal eyle hakkın bana
Anam gidiyom
Sılamı da terk ediyom.
Bak bir kaşıma gözüme
Bir bir kaşıma gözüme.
Çok emeğin geçti bana
Helal eyle hakkın bana
Anam gidiyom
Sılamı da terk ediyom.
Anamın gömleği mordur
Anamın işi çok zordur.
Yüreğinde derdi çoktur
Benden başka kızı yoktur.
Anam gidiyom
Sılamı da terk ediyom
Şerife Emekli, Alçıtepe köyü
Varın çağırın anasını
Vuralım mı kız anasını
Ben nasıl kıyayım yavruma
Ben vurduramam kınasını.
Allı gelin pullu gelin
Neden söylemiyo dilin
Varın çağırın babasını
Vuralım mı kız anasını
Ben nasıl kıyayım yavruma
Ben vurduramam kınasını.
Allı gelin pullu gelin
Neden söylemiyo dilin
Varın çağırın kardaşını
Vuralım mı kız anasını
Ben nasıl kıyayım yavruma
Ben vurduramam kınasını
Allı gelin pullu gelin
Neden söylemiyo dilin.
Refiye Songur,yaş 67,Behramlı köyü
Kına geleneklerimizde üç halde yakılır.
1) Kurban olacak Koç’a kurban olsun Allah’a diye
2) Askere giden delikanlıya kurban olsun Vatana diye.
3)Gelin olacak kıza. Kurban olsun kocasına diye.
Köy ortaoyunları, köylülerin uzun kış aylarında düğünlerde ve bayramlarda hoşça vakit geçirmek, eğlenmek için düzenleyip sergiledikleri oyunlardır. Bu oyunların en belirgin özelliği daha önceden hazırlıksız içine doğduğu gibi yapılması ve anonim olmalarıdır. Bu oyunlar köylerde gençler ve orta yaşlılar tarafından oynanır. Kadınların da bu oyunları kendi aralarında oynadıkları görülür. Halk arasındaki bu canlandırma ve temsil etme günümüze kadar gelmiştir. Eskisi kadar sık, çeşitli ve güzel olmasa da unutulmaması sevindiricidir.
Çanakkale’mizde yemek kültürü oldukça zengin sayılır. Köylerde hemen her evin bahçesinde topraktan yapılma fırın bulunur. Bu fırınlarda ve ev mutfağındaki maşıngalarda ekmek, yufka, börek, bazlama, gözleme, pide, çörek, poğaça, kurabiye vb. hamur işleri yapılır.
Yöresel yemeklerin başında tarhana, bulgur pilavı, kuru fasulye, keşkek, börek (patatesli, lorlu, patlıcanlı,yabani otlu vb.) kaçamak, akıtma, katmer, lahana ve yaprak sarma (zeytin yağlı veya etli), her türlü mantı, simit lokumu (nohut mayası ile yapılır), yufka, kuskus, sütlü göce, boklu kebap (Sardalye balığı), midye ve tarak dolması, lakerda, tuzlu balık, balık çorbası, basma helva, peynir tatlısı, peynir helvası, saraylı tatlısı, höşmelim.
Çanakkale yöresi yerel ağzının başka il ağızlarıyla bağdaştırılamayacak özellikleri vardır. Bunda çok eski çağlardan bu yana çeşitli halkların yerleşim yeri oluşu, değişik zamanlarda gelenlerin dil özellikleri etken olmuştur.
Çanakkale ağzında a,e,ı,i,o,ö,u,ü ünlüleri yanında birde kapalı e ünlüsü görülmektedir. A ünlüsü, arkasından gelen ünsüzün düşmesiyle uzun a olarak söylenir. A ünlüsünün yanında düşen ünsüzler ğ, h, k, l, r ünsüzleridir.
aleyo-ağlıyor Alla-Allah
asırdık-aksırdık attıla-attılar
Yerel ağızda a ünlüsünün e, uzun e,j,o,u, seslerine dönüştüğü görülür.
Dene-tane akrıba-akraba buba-baba ovcı-avcı taleye-tarlaya
E sesinin ise a ve i seslerine dönüştükleri olur.
Habar-Haber didi-dedi
İkinci hecedeki i sesi ise genellikle yerini korur.
Dinilen-denilen virdi-verdi
İ sesi uzun e,ı,ü seslerine dönüşebilmektedir.
Eyi-iyi nışan-nişan büber-biber
Genellikle ilk hecede yada yabancı kökenli sözcüklerde ünlü kapalılaşması görülür. Buna bağlı olarak o sesi u, ö sesi ü, u sesi ı, yada o sesine dönüşmektedir. ü sesinin ise ö yada i’ye dönüşme biçimleri vardır.
Unun-onun göercin-güvercin yımışak-yumuşak
dobanca-tabanca yörü-yürü güldini-güldüğünü
Bazı sözcüklerde b, f, m, p, v ünsüzleri,yanlarındaki ünlülerin üzerinde yuvarlaklaştırıcı etki yapar.
Övey-üvey cövap-cevap
I, n, r, s, ş ile başlayan sözcüklerde,sözcük içinde ünlülere uygun olarak ı,i,ü,ö ünlüleri sözcüğün başına eklenir.
Isıcak-sıcak ırazı-razı ileş-leş iresim-resim ilimon-limon
Çoğunlukla iki heceli sözcüklerde,birinci hece bir ünsüzle biter, ikinci hece de bir ünsüzle başlarsa, söyleyişi kolaylaştırmak için iki hece arasıına sözcüğün diğer ünlülerine uygun bir ünlü eklenir.
Cimiri-cimri gübüre-gübre depirem-deprem
İken sözcüğünün Çanakkale ağzında “ikene” yada “ıkana” biçimini aldığı görülür.
Oturukana-otururken bakakana-bakarken
Ard arda gelen iki sözcüğün ikiside ünlüyle başlıyorsa, ünlülerden biri düşer veya değişir.
Paşafendi-paşa efendi neççek-ne edecek nese-ne ise
Bazı üç heceli sözcüklerde orta hecedeki a,ı,e,u ünlüleri düşer.
omzu-omuzu ötçek-ötecek dolcak-dolacak taşçak-taşacak
Kimi zaman ortadaki ünsüzün düştüğü de görülür.
Müim-mühim die-diye çouş-çavuş
Türkçe’nin temel kurallarından biri olan büyük ünlü uyumu yöresel sözcüklerimizde kendini gösterir.
Esker-asker hızmatçı-hizmetçi halva-helva
Ünsüz düşmesine Çanakkale ağzında sıkça rastlanılır. İki ünlü arasındaki ünsüzün düşmesi sonucu yan yana gelen bu iki ünlü,uzun ünlü biçimine dönüşür.
Yit-yiğit mer-meğer
Çanakkale ağzında b-p, p-b, d-t, t-d seslerine dönüşmektedir.
Piraz-biraz bazar-Pazar tokuzan-doksan daş-taş
Ses değişimleri diğer ünsüzler arasında da olabilmektedir. Sözcük başındaki g sesi genellikle k sesine dönüşür.
Kölge-gölge kibi-gibi kün-gün
Buna karşılık k sesinin g sesine dönüşümleri de vardır.
Geçi-keçi govuş-koğuş
Sözcük başına h ünsüzünün eklenmesi de yöremiz ağzının belirgin özelliklerindendir.
Helbet-elbet hayva-ayva Haşe-Ayşe
Genellikle hece ya da sözcük sonuna gelen ğ, k, l, r ünsüzlerinin düşmesi ile ünlü uzaması olur.
Ratsız-rahatsız ane-hane gemez-gelmez
Çanakkale ağzında genellikle sözcük sonundaki r sesi söylenmez.
Bi-bir durnala-turnalar gi-gir. Geli-gelir
Çokluk ya da geniş zaman eki olarak da r sesinin düştüğü görülür.
Yöre ağzında ses benzeşmeleri çoktur. Bir sözcükte yan yana gelen ya da aralıklı olarak bir arada bulunan iki sesten biri diğerini kendine uydurur.
Aydınnık-aydınlık annat-anlat adamnan-adamlan
Çanakkale ağzında ünsüzlerin iki kere söylenmesi de görülür.
Güççük-küçük birre-bre yüssük-yüsük
Incaya-inceye anlamını veren asıya-esiye eki yerel ağızda çok kullanılır.
Gelesiye-gelinceye sorasıya-soruncaya
Ayrıca -ken sözcüğü, ses uyumuna uydurularak çok kullanılır.
Otururkan-otururken alakan-ağlarken
Annık Tarla = sınırı
Bıldır = Geçen yıl
Bülek = Bir tür sinek
Mısmıl = Temiz-pak
Özger-Ürüzgar = Rüzgar
Fasle = Fasulye
Lüver = Tabanca
Ürya = Rüya
Guli = Hindi
Gadanak = Kadar(cık)
Haydamak = Sürmek-götürmek
Horasan = Harç yada sıva
Bilenek = Birlikte-beraber
Gıyı = Kıyı
Tarna = Tarhana
Horaz = Horoz
Setre = Ceket
Enteri = Gömlek
Çocuklar ve yetişkinler arasında bilmece sorma geleneği günümüzde de canlılığını korumaktadır. Yenice ilçemiz Armutçuk köyü çocuklarının kendi aralarında oynadıkları, karşılıklı bilmece sormağa dayanan oyunlar bunun ilginç örneklerindendir.
Armutçuk köyünü örnek göstermemin nedeni ise bu köyümüz Çanakkale’nin en uzak ve kapalı kalmış köylerinden biridir. Köy yolu yakın zaman önce zamanın Çanakkale Valisi önderliğinde açılmıştır. Konuşmaları, adetleri, gelenekleri hemen hiç değişmemiştir. Bu oyunlar bir tür bilmece yarışmasıdır. Katılanlar yan yana dizilir. En baştaki oyuncu bir bilmece sorar. Sağındaki bilmecenin cevabını bilmek zorunda, bilemiyorsa en sona geçmek zorundadır. Böylece sorma sırası onun sağındakine geçer.
Yer isteme şu tekerleme ile olur.
..........beri gel (başa yerini alacağı kişinin adı gelir).
Ala tokmağını al da gel.
Ben bir kır ata binem,
Siz biraz uyuz tazıya binin.
Uyuz tazı yıkılsın,
Burnu toprağa çakılsın.
En çok başa geçebilen oyuncu oyunu kazanır, en az başa geçen veya hiç geçemeyen oyunculara ceza verilir. Bu oyunlar yetişkinler arasında da oynanmaktadır. Yörede ilk kez karşılaşılan kişilere bilmece sorularak bilgisi sınanır. Bilmece oyunu iki takımla da oynanır. Bilmeceleri hangi takım daha çok bilirse diğer takıma ceza verilir.
Bilmece oyunlarındaki özgün bilmecelerden bir bölümünü derleyip burada veriyorum.
Örnekler Yenice-Armutçuk bilmeceleridir.
Kat kattır ama katmer değildir.
Kırmızıdır ama biber değildir. (Gül)
Üç öküzüm var.
Birisi gitti gelmez,
Birisi yer doymaz, (Duman-ateş-kül)
Birisi oturur kalkmaz.